Okyar Tahaoğlu

"Durmak istiyorsan sağlam dur. Yürümek istiyorsan çabuk yürü."

Dijital

Dijitalleşmeyi anlamak ve uygulamak

 

Dijitalleşme moda mı oldu?

Her sektör tarafından sahiplenilen bir kelime: Dijitalleşme. Bir anlamda çağı yakalama projesi. Son 10 yılda iş hayatında olanlar şu terimlerin popüler olduğu zamanı hatırlar; toplam kalite, inovasyon, çevik şirket, süreç otomasyonu, müşteri deneyimi. Bu terimleri kullanmadan bir cümle kuruyorsanız geri kalmış sayılırdınız. Şimdi de dijitalleşme bunların yerini aldı, yakında yerine bir yenisi gelir ve dijitalleşme kitap isimlerinde kalır, unutulur.

Dijitalleşmeyi anlayan ve anlamayan 

Bu tez doğru değil. Bu sefer farklı. Çünkü dijitalleşme adı altında anlatılmak istenen bunların çok ötesinde. Benim anladığım gerçek dünya ile, elektronik dünyayı birleştiren, sosyal etkileşim ile anlık içgörü ölçmeyi bulmayı sağlayan, ürün ile kullanıcıyı aracısız biraraya getiren çözüm dijital bir çözüm. En büyük özelliği ise katma değeri olmayan aracıları aradan çıkartması. Hem de bunu acımasızca yapıyor. İsterseniz güçlü bir poziyonda yıllardır operasyon yürüten bir şirket olun, isterseniz köşeyi kapmış bir kanal sahibi olun. Sizi es geçerek müşterinize aynı hizmeti daha ucuza, daha hızlı ulaştıran bir kısayol bulan hemen her girişim sizi yerinizden edebilir.

Continue reading

Tasarım

Font büyüklüğüne dikkat

 

Font büyüklüğü okuma hızımızı etkiliyor. Büyük font ve hepsi büyük harf olan metinleri daha yavaş okuyoruz. Küçük font hatta ilk harfi küçük olan cümleler daha hızlı okunuyor. PC kullanırken büyük ekranlardan okuyoruz. Telefonda ise daha dar ve dikey bir ekran söz konusu. Font büyüklüğü ve boş alan kullanımı sayfada kalma, okuma, okuduğumu anlama için önemli. Ürün tasarlarken, içerik oluştururken bu içeriği kim tüketecek ve hangi büyüklükte bir ekranda okunacağını düşünmek gerekli. Yani mecra ve hedef kitleye göre bu seçimi yapmalı.

 

İnterneti artık sadece gençler kullanmıyor, orta ve üst yaş grubu artık daha fazla internette ve özellikle facebookta vakit harcıyor. Yaş arttıkça göz sağlığı bozuluyor ve gözlük kullanımı artıyor. TÜİK verilerine göre her 100 kişiden 34‘ü gözlük veya lens kullanıcısı. Gençlerde bu oran daha düşük olsa gerek, veya gelişim çağı olduğu ve sürekli kullanılmadığı için istatistiklere sadece 15 yaş ve üzeri dahil edilmiş. Fontun tipini ve büyüklüğünü seçerken bu 34 kişiyi de dikkate almalı. Okumayı yavaşlatmayacak küçüklükte, gözleri yormayan büyüklükte font seçilmeli.

Dijital / Tasarım

Merdiven çıkamayan robottan savaşan robotlara

 

Bundan bir kaç yıl önce robotlar hakkında bir belgesel izlediğimi hatırlıyorum, “robotlar insanların yaptığı herşeyi yapacak sadece merdiven çıkamayacaklar çünkü yürümek kolay ama merdiven çıkmak sadece insanların dengesini dinamik hesaplayıp doğaçlama yapabileceği bir hareket” diyordu. Merdivenden düşen robot görüntüleri ekrana geliyordu. Köprünün altından çok sular aktı.

 

Uluslararası robot derneği (IFR) robotları üretim ve hizmet sektöründe kullanımına göre raporluyor. 2015 yılında dünya genelinde 253 bin endüstriyel robot ve 41 bin hizmet robotu satılmış. En büyük alıcı ülkeler Çin, ABD, Japonya, G. Kore ve Almanya. Çin en büyü kalıcı ve yakında tüm robotların yarısına sahip olacak. Robotların hangi sektörlerde kullanıldığına IFR sitesinden ulaşmak mümkün.

Robotlar artık sadece üretim ve hizmet sektöründe kullanılmıyor. Savunma sanayinde de kullanılmaya başlandı. Savaşan robotlar artık bilim kurgu kitaplarında değil, ordularda yerlerini almaya başlayacak. IFR bu kategoriyi de raporluyor, şimdiden en çok üretilen kategoriler arasında ikinci sıraya geldi. Birinci sektör lojistik. Verileri yakından izlemekte yarar var.

 

 

Dijital

Dijitalleş(me)

 

Dijitalleşme hem bireyler hem de şirketler için çok popüler bir konu haline geldi. Önce her sektörün başına e- koyduk. Cep telefonları akıllanınca e- eskidi ve her sektörün başına m- koyduk. Baktık ki teknoloji sadece kullanım kanalını değiştirmiyor, davranışı ve deneyimi de değiştiriyor. Dijitalleşme diyerek daha kapsayıcı bir tanım kullanmaya başladık. Bu akım popüler olmayıp uzun süre kalıcı olacak gibi görünüyor. Teknoloji kelimesini sadece mühendiler sahiplenmişti, dijital ise reklamcı, doktor, pazarlamacı, bankacı her mesleğin anlayacağı bir hale geldi.

Bu kadar ileriye giden teknoloji yıllardır kullandığımız gözümüzün önünde duran, günlük yaşamımızı etkileyen bazı sektörlere hiç etki yapamıyor. Beslenme, uyku düzeni, göz ve diş sağlığı, ayak sağlığı gibi konularda neredeyse hiç başarılı girişim yok. Oysa bunlar insan olarak yaşam kalitemizi etkileyen en temel aktiviteler. İnsanların daha fazla ekrana baktığı düşünülürse gözlerimiz her gün daha da bozuluyor. Mesela göz sağlığı için her yıl hekime gidip gözlük numarası kontrolü yaptırmak zorundayız, bunun yerini alan bir gözlük veya monitör çıkmadı. Oysa okuma zorluğumuzdan, yavaşlığımızdan göz sorunumuz olup omadığını tespit etmek zor olmasa gerek.

Uyku düzeni ile ilgili kol saatleri var, uyku kalitesini, nabzı, uykuda hareket sayısına bakarak bir hesaplama yapıyor. Ancak bunlar da halka ulaşamadı. Beslenme üzerine sadece diyet yapan ve sporcuların öğün listelerini tutabildikleri uygulamalar var. Henüz tabağın fotoğrafını çekince içindeki yemeği, miktarını anlayıp kalori hesabı yapan, buna göre beslenme programını güncelleyen  bir uygulamada yok. Ayak sağlığı da çok önemli günümüüzn nasıl geçeceğini ayaklar belirliyor. Akıllı tabanlık, ayakkabı neden yaygınlaşmıyor?

Genel / Liderlik

Sabah uyanıp kendine gelmek

 

Katıldığım bir kişisel gelişim eğitiminde eğitmen gruba “sabah uyandıktan sonra nasıl kendinize gelirsiniz, ne yaptıktan sonra tam olarak güne başlarsınız” diye bir soru sormuştu. Başta garipsediğim bu sorunun sonradan insanları gerçekten tanımak için iyi bir yol olduğunu anladım. Cevaplar arasında yataktan çıkar çıkmak kendime gelirim da vardı, servisler ofise gelip kahve içtikten sonra güne başlayabilirim gibi daha geç ayılanlar da vardı. Bugün aynı soruya yanıtım cep telefonuma gelen ilk mesajı görünce olur. İlk mesajı, e-postayı, haberi okuyuncaya kadar hep hareketimiz ezbere ve robotik gerçekleşiyor. Zihnimizi kullanmaya başladığımız ilk an ise bize özel gelen bir mesajı yanıtlamakla başlıyor.

Tasarım

Sırt çantası mı el çantası mı?

 

Erkeklerin fazla aksesuar kullanma imkanı yok. İş hayatında  aksesuar seçerken de seçenekler sınır oluyor. Kol saatinin yerini cep telefonlarının alması gibi son dönemde dikkatimi çeken bir şey de çantalar. Elde taşınan deri dosya çantaların yerini kumaş notebook çantalara bırakmıştı Şimdi ise sırt çantaları çok sık kullanılmaya başlandı. Öğrenci gibi görünse de iş adamlarının da bu tip çantaları tercih ettiğini ve takım elbise ile kullandıklarını görüyorum. Bu tercihin nedenleri cep telefonu kullanmak, rahat mesaj yazmak, yola yürürken müzik dinlemek, ellerin boşta olması, metro gibi toplu taşıma araçlarını kullanırken daha mobil ve dinamik olmak. Mobilite giyim tarzımızı şekillendirmeye devam ediyor.

 

Liderlik / Tasarım

Daha güzel mi olmak isterdin? Daha akıllı mı?

 

Kime sorarsanız yanıt basit “Hem daha güzel hem daha akıllı olmak isterdim” 🙂

İnsanlar aynada kendilerine bakıp bir şeyleri değiştirmek isterler. Herkes ya boyundan, kilosundan, göz renginden ya da saç şeklinden şikayetçidir. Daha uzun olmak ister, daha zayıf olmak ister, renkli göz ister. Hatta bunları değiştirmek için cerrahi operasyona dahi razı olur.

İnsanın tek şikayet etmediği, memnun olduğu şey aklıdır. Akıl eşit dağıtılmıştır. Keşke biraz daha zeki olsaydım veya keşke aklımı daha iyi kullanabilseydim, eleştirisini pek duymayız. Herkes aklından memnun görünür. Eğer biraz daha güzel olsaydım daha başarılı olurdum, daha iyi bir hayat yaşardım, düşüncesi ağır başar. Başarılı olanlar uzun boylu ve renkli gözlü olduğu için başarılı olmuştur. Aklının sınırlarını zorlayarak değil! Beynimiz kendisi hariç her organı eleştirme gücüne sahiptir.

Liderlik

Atatürk’ün Yazdığı Kitaplar

 

Atatürk okumayı ve uygulamayı sevdiği gibi yazarak paylaşmayı da tercih etmiş. Kendisinin kaleme aldığı notları, kitapları ve ders kitapları sayarsak yaklaşık 10 adet basılmış eseri var. Bunların isimlerini ve kaç yaşındayken ve hangi rütbedeyken yazdığını inceledim. Yaşı, ortamı ve rütbesi kitap yazmak için ayırdığı zamanın değerini ortaya koymak açısından anlamlı.

27 yaşında Kurmay Kıdemli Yüzbaşı iken Selanik’te (1908) – Takımın Muharebe Eğitimi (Almanca’dan çevirmiştir)

28 yaşında Kurmay Kıdemli Yüzbaşı iken Makedonya’da (1909) –  Cumalı Ordugâhı – Süvari: Bölük, Alay, Liva Talim ve Manevraları

30 yaşında Selanik’te  (1911) –  Taktik Tatbikat Gezileri

31 yaşında Kurmay Önyüzbaşı iken (1912) – Bölüğün Muharebe Eğitimi (Almancadan çevirmiştir)

35 yaşında 16. Kolordu Komutanı (1916) – Taktik Meselenin Çözümü ve Emirlerin Yazılmasına İlişkin Öğütler

35 yaşında 16. Kolordu Komutanı Edirnede  (1916) – Askerî Talim ve Terbiye Hakkında Görüşler

37 yaşında  Kurmay Yarbay  Sofya Ateşesi iken (1918) – Zabit ve Kumandan ile Hasbihal

46 yaşında  (1927) – Nutuk

49 yaşında Cumhurbaşkanı iken (1930) – Vatandaş İçin Medeni Bilgiler, ders kitabı olarak okullarda okutuldu.

56 yaşında Cumhurbaşkanı iken Dolmabahçe Sarayı’nda (1937)  – Geometri, ders kitabı olarak okullarda okutuldu.

Dijital

Günde kaç saatinizi telefonda geçiriyorsunuz?

 

Bu soruya yanıtım 1 saat, bilemedin 1,5 saat olurdu. Ta ki Moments adlı mobil uygulamayı telefonuma indirip bir kaç gün telefon aktivitelerimi izlemesine izin verip gerçek veriyi görünceye kadar.  Hafta içi ortalamam 3,5 saat, cumartesi pazar ise 2,5 saatimi iphoneum ile geçiriyormuşum. 4 saati geçtiğim günler var. Bu süreye konuşma, e-mail okuma, sosyal medya, müzik ve pod-cast dinleme dahil.

Nomophobia olduğumu düşünmüyorum ancak anlaşılan bağlı olmaya çalışırken bağımlı olmuşum.  Bu self-check-up’ı her yıl tekrarlamakta yarar var.

Siz de check-up yapmak isterseniz Moments uygulamasını öneririm.

 

moment