Okyar Tahaoğlu

"Durmak istiyorsan sağlam dur. Yürümek istiyorsan çabuk yürü."

Browsing Category Liderlik

Genel / Liderlik

Hakemlik ve Karar Verme Üzerine Paylaşımlar

Photo by Markus Spiske on Unsplash

Üniversitenin ilk yılında tesadüfen başladığım basketbol hakemliği bir hobiye dönüştü ve okul boyunca kampüsten daha çok spor salonuna gitmeme neden oldu. “Hem spor yapıp hem de para kazanmak ister misiniz?” yazan bir ilan sonrasında Türkiye Basketbol Federasyonu’nun düzenlediği hakemlik kursuna katıldım. Eğitim sonrası yapılan sınavda İzmir birincisi olarak hakemliğe başladım. Başta masa hakemi olarak başlayan bu macera ilerleyen dönemde saha hakemliği ve Avrupa maçlarında yine masa hakemliği olarak devam etti.

Öncesine gidersek, hakemliğe olan ilgim, seyircilerin her maçta hakeme olan güzel sözlerinden (!) kaynaklandığını belirtmeliyim. Futbol ve basket maçlarını izlerken hiç kimsenin hakemi izlemediğini ama bir olay olduğunda hakemin hemen orada olup doğru (hatta kendi takımı lehine) karar vermesini istediğini görüyordum. Ben de hakemler ne yapıyor da yanlış karar veriyor, neden taraflı düdük çalıyorlar diye merak ederek farkında olmadan hakemleri izlemeye başladım. Onların da oyuncular kadar koştuklarını, birbirleriyle kaş göz hareketleri ile haberleştiklerini fark etmeye başladım. Böylece ilanı gördüğümde merakla bir camiaya girmiş oldum.

O dönem farkında olmasam da ileride özel hayatımda ve iş hayatımda bana çok yarayacak deneyimler elde ettiğimi görüyorum. Bunları kısa anekdotlar olarak sizlerle paylaşmak istiyorum. Burada basketbol yazan yerleri özel ve iş hayatı olarak değiştirerek kendinizce yorumlayabilirsiniz.

Deneyimleri paylaşmadan önce basketbolun bir spor olarak dinamiklerini hatırlayalım. Basketbol bir gösteri ve takım sporu. Nispeten küçük bir sahada 10 atletik ve uzun oyuncunun oynadığı hızlı bir spor. Diğer spor dallarına göre şans faktörü daha düşük. Şans yardımıyla bir skor elde edip üzerine yatmak diye bir taktik işlemiyor. Gerçekten iyi olan taraf kazanıyor. Hal böyle olunca her sporda olduğu gibi hakem kararları oyunu etkileyebiliyor. Salon sporu olduğu için izleyici kitlesi bilinçli ve dikkatli. Sahada olanlar herkesin gözü önünde gerçekleşiyor.

Bireysel başarı takım başarısıyla sağlanır

Tıpkı takımlar gibi hakemler de bir takım içinde çalışıyor. Sahada 3 hakem bulunurken, masa hakemleri de sayı cetvelinin yazılması, zaman, 24 saniye, oyuncu değişikliği gibi işleri yönetiyor. Bir maç sonunda “hakem kötüydü” denilmiyor, genelde “hakemler kötüydü”  deniliyor. Bu nedenle bir hakemin kötü yönetilen bir maçta bireysel olarak başarılı olma imkanı yok. Ekipçe maçın başından sonuna kadar başarılı yönetmeleri gerekiyor.

Neden buradayım? 

Hakemin pek çok görev ve sorumluluğu vardır. Ancak günün sonunda amaç “iyi oynayanın” kazanmasıdır. Dikkat “iyi olan” değil, “iyi oynayan”. Buna hakem karar vermez. Ancak hakemin verdiği kararlar sonucunda iyi oynayan kazanır. Bu nedenle maçın başında hakem hava atışı için elinde topla orta daireye girerken “iyi oynayan kazansın” diyerek topu havaya atar.

Oyundan öte hakemin daha önemli bir görevi daha vardır. Oyuncuların ve hatta seyircilerin sağlığı. Bu nedenle çok nadiren de olsa insanın olduğu her yerde işler kontrolden çıkabilir, oyun sertleşebilir, beklenmedik ortamlar doğabilir. Hakemler mutlaka oyuncuları korumalıdır. Sakatlanmalarına yol açacak sertliklere veya böyle bir gidişata izin vermemelidir. Özellikle çocuk ve genç maçlarında bu daha büyük önem kazanır. Bazen bir koçun hırsı yüzünden kendi oyuncuları veya rakip oyuncular zarar görebilir. Böyle bir sahne olduğunda bir koçu maçtan attığımızı hatırlıyorum. Ayrıca hakem de yerinde uyarılar yapmazsa işler büyür ve kontrolden çıkar. Oyuncular ve seyirciler birbirlerine zarar vermeden önce müdahale gerekir. Bu nedenle hakemlerin maçı tatil etme hakkı vardır.

İş hayatında da bazen neden orada olduğumuz günün koşuşturmacası ve anlık kararlarda unutulur. İster devlet memuru, girişimci, akademisyen ister profesyonel olun. Rolünüzün ne olduğunu en üst seviyede neden orada olduğunuzu hatırlamak gerekir. Özellikle kendi takım arkadaşlarınızın fiziksel ve ruhsal bütünlüğü söz konusu olduğunda iş dahil tüm öncelikler unutulmalıdır.

Olup biteni görmek için bir adım geri çekilmek 

Hakemler sahada istedikleri yerde dolaşmazlar. Topun yerine ve oyuncuların dağılımına göre hakemlerin durması gereken yerler bellidir. Buna hakem mekaniği adı verilir. Amaç bir çember içinde oyuncuları izlemek ve en iyi açıdan olup biteni görmektir. Aşağıda 3 hakemin nasıl sahayı paylaştığını görebilirsiniz. Her hakem kendi birincil alanındaki olaylardan sorumludur ve kesişim alanları ortak olarak kabul edilir ve her iki hakem de düdük çalabilir.Burada sorunlardan biri şudur, maç hızlanınca oyuncular arasında temas artar. Hakem de “aman bir şey kaçırmayayım” diye farkında olmadan topa ve oyunculara daha fazla yaklaşır. Oyunculara yakın durursam temasları daha iyi görürüm, kaçırmam ve düdük çalabilirim düşüncesiyle hareket eder. Böyle bir durumda 10 oyuncunun nispeten ufak bir sahada sürekli birbirlerine dokunduklarını, itip çektiklerini düşünürseniz her temasa faul çalmaya başlanır. Oysa faul olması için temas ve bu temas sonucunda bir dezavantajın ortaya çıkması gerekir. Kısacası yakından bakınca gerçekten kimin kime çarptığını anlamak imkansızlaşır. Bunun için bir adım geri çekilip rahat bir noktadan izlemek gerekir. Burada açı da önemlidir. Yani iki oyuncunun arasındaki boşluğu görmeden verilecek her karar şansa kalır.

İnsan beyni öyle gelişmiştir ki, olmayan bir olayı görmüş gibi kendini ikna edebilir. İşte eğer bir adım geriden ve doğru açıdan olaya bakmıyorsanız. Temas olmadan dahi sanki bir oyuncu diğerine vurmuş ve faul olmuş gibi bir izlenime kapılıp düdük çalabilirsiniz. Beyin gözleri dahi kandırır.

Hayatta da bazen sahip olduklarımız bize öylesine yeterlidir ki sanki bildiklerimiz ve gördüklerimizle bir yargıya varmaktan çekinmeyiz. Kararımızı verip etrafa da bunu duyururuz. Oysa bir adım geri çekilip, farklı bir açıdan bakmayı bilsek veya bunu yapabilenlerden yardım istesek gerçekleri görmeye başlarız ve her şey değişir.

Zor anlarda yardım istemeyi bilmek

3 hakemin sahada olması ve hatta masa hakemlerinin de yanda olması bu işin bir takım çalışması gerektirdiğinin ispatıdır. Yukarıda bahsettiğimiz her şeyi doğru uygulasanız dahi yaratıcı insanların olduğu her işte yeni oyunlar ortaya çıkar. Hakem bir an için topun dışarı çıktığını görür ama en son kimin temas ettiğini göremeyebilir. İşte o anda diğer hakemlerle göz göze gelip yardım ister. Diğer hakem de asıl kararın yardım isteyen hakemde olduğunu bilir ancak yardım talebi geldiğinde gördüğü tarafı işaret eder. Mimiklerle ki bunları dışarıdan anlamak neredeyse imkansızdır, anlaşırlar.

Ben üzerime düşen görevi yapıyorum, diğerleri yapmıyor

Bu durum özellikle iş hayatında sıkça rastlanır. Bir projede görev aldığınızı düşünelim, siz kendi işlerinizi zamanında bitirip teslim ettiniz. Ancak diğer ekiplerde gecikmeler var, Hatta hatalı iş yapıyorlar ve bu durum sizin yaptığınız işin sonuçlarını da etkiliyor. Ne yaparsınız? Ne yapmalısınız?

Hakemlikte bu durum şöyle gerçekleşiyor. Hakem mekaniğinden bahsetmiştim. Her hakem kendi sorumluluk alanındaki oyunu takip ediyor. Ancak aynı zamanda göz ucuyla tüm sahaya bakmak zorunda. Çünkü bir top kaybı olabilir ve bir anda rakip takım hücuma geçebilir. Bu durumda hemen koşarak yeni görev yerini alması gerekir. Ancak maça kendini kaptırıp sadece topun olduğu yeri izlerse bu sefer de kendi birincil sorumluluk alanında topsuz bir mücadeledeki faulü kaçırır. Bu denge önemli hatta olayın ta kendisidir.  Bu sayede kendi birincil sorumluluk alanında tam hakimiyet sağlarken, kendi sahasındaki olayları kaçırıp yardım isteyen bir hakem olursa ona görüşünü söyler.

Ancak işler bazen böyle kağıt üzerindeki  gibi gitmez. Bir hakem formda olmayabilir ve pozisyonları kaçırmaya başlar. Bu durum oyunun gidişatını etkileme riski içerir. Bir iki üç derken bir hakem kendi birincil alanında pozisyonları kaçırmaya başlarsa diğer hakemler (bu doğru olmasa da) düdük çalmaya başlarlar. Amaçları pozisyonu kaçıran hakemin görev alanına müdahale etmek değildir, ancak orada olup bitenler artık tüm hakemlerin problemi olmaya başlayacaktır. Buna izin vermezler. İlk molada, ilk arada hakemlerin bir araya gelip birbirlerine geri bildirim verdiklerini görürsünüz.

İşler genelde iyi gider, yine de en kötüye hazır olmak gerekir. Yani eğer kötü giden bir iş varsa ve bu projenin bütününü riske atmaya başladı ise artık müdahale etme zamanı gelmiştir. Diğer yandan siz görevinizi sağlıklı yapamıyorsanız ekip arkadaşlarınızın bir süreliğine sizin alanınıza girmesinden rahatsız olmamalısınız !  Bu durumun tartışılması ve çıkarılacak dersler için ileride vakit olacaktır. Şimdi projeyi kurtarma zamanıdır.

Görünmez olmayı bilmek 

Maç başlarken seyirciler tabi ki oyuncuları izlerler. Gözleri hem kendi takımında hem de rakip oyuncular üzerindedir. Eğer maç bittiğinde de bunu sağlayabiliyorsanız o maçı iyi yönetmiş sayılırsınız. Hakemler görünmez olmalıdır. Özelikle “görünmez olayım, tepki çekmemek için sert kararlar vermeyeyim” diye bir korkudan bahsetmiyorum. Ancak olaylar o kadar doğal seyir etmelidir ki “maçta hakem var mıydı yok muydu”, kimse hatırlamamalıdır.

Bunu iş ve aile hayatınızı nasıl uygulayacağınız size kalmış 🙂

Gücünün farkında olmak ve doğru kullanmak

Hakemler sahanın hatta tribünlerin hakimidir. Kararlarını kurallara göre ve kuralların belirlemediği alanlarda ise kendi deneyimlerine verirler. Düdük çaldıklarında top ölür, oyun durur. Aşağıdaki videoda hakem kendisine sürekli bakan oyuncuya teknik faul çalıyor. Oyuncu konuşmuyor, sadece sürekli bakıyor. Aralarında ne var bilemiyoruz. Zaten oyuncu itiraz da etmemiş. Bu karar ne kadar doğru, daha önce uyarmış mıydı, bu kararın doğruluğu karar sonrası oyuncuların hakemi bırakıp kendi işlerine odaklanmalarını sağladıysa doğrudur. Aksi halde keyfi çalınan bir düdükten başka bir şey olmayacaktır.

Hata yapınca…

Hızla akan bir oyunda verilen her kararın %100 oranında doğru olması mümkün değildir. Tüm kararlar doğru olsun istenir, hedeflenir ama mümkün değildir. Sadece çalınan düdüklerde değil, çalınmayan her düdük de bir karardır. Hatanın herkesin açıkça gördüğü net bir pozisyonda olması ile kaotik bir mücadelede olması arasında fark vardır. Bu da hakemin psikolojisini etkiler. Ancak etkilememelidir, profesyonellik bunu gerektirir.

Basit bir olay üzerinden anlatalım. İki oyuncu arasında bir temas oluşur, tam olarak kimin temastan sorumlu olduğunu avantaj kaybını görüp analiz etmeden hakem düdük çalmış olsun.

Mavi takıma faul çalıp, topu kırmızı takıma vermiş olsun. Birazdan oyuncuların tepkisi, seyircinin ve diğer hakemlerin bakışıyla bir hatalı karar olduğunu fark etsin. Ancak karar verilmiş ve oyun başlamıştır. Hakemin yapması gereken tek şey vardır, az önceki düdüğü unutup oyuna dahil olmalıdır. Eğer aklında bu hatayı neden yaptığını düşünmeye başlarsa herkesin onu izlediğini, verdiği hatayı konuştuğunu, hatanın oyunun kaderini değiştireceği gibi fikirler aklından geçmeye başlar. En istenmeyen bu durumdur ve hakemi oyundan uzaklaştırır. Hatta daha da kötüsü, beyin gözleri kandırır demiştik. Bu gerçekleşir. İnsan mavi takımın lehine olan olayları daha net görme eğilimine girer. Bunun sonucunda da hatalı kararlar vermeye başlar. Böyle seri bir karar mekanizması işlediğinde hakem 2 hatayı artarda yapmış olur. Oysa ilk hatalı olaydan uzaklaşıp, onun muhasebesini maçtan sonra yapacağım diye kendini ikna edebilseydi ikinci olay yaşanmamış olacaktı. Oyunu iyi bilen oyuncular, koçlar, seyirciler olup biteni anlar. Hakem hata yapmaktan korkmamalı, kötü hakem olmaktan korkmalıdır.

Koçlar ile iletişim

Takımın lideri koçlardır. Takımı tarafından sözü dinlenilen saygın bir koç olmak büyük meziyet gerektirir. Basket oyunundan daha fazlasını bilirler. Psikoloji, strateji, çalışkanlık, hırs, sorumluluk, cesaret, disiplin… tüm bu kavramların anlamını ve hayat bulmuş hallerini çok iyi bilirler. Maçı kazanmak için her şeyi yapabilirler. Kendi takımı başta olmak üzere, seyirci, masa hakemleri, saha hakemleri ile tüm etkileşimi maçı kazanmaya yöneliktir. Bu çok doğal bir davranıştır. Hakemden beklenen koçların bu amacını iyi bilmek ve onların yeteneklerine saygı göstererek kuralları uygulamaktır. Bir koç neler yapabilir; işler kötü gittiğinde takımın dikkatini çekmek için bilerek teknik faul alabilir. Böylece takım duruma sinirlenecek ve maça asılacaktır. Her zaman işe yaramaz ama iyi bir koç bu taktiğin ne zaman işe yarayacağını bilir. Neticede koçlar hakemin iyi bir maç yönetmesini ve gerçek olayları görüp düdük çalmasını ister. Çünkü maça hakim olmayan kötü bir yönetim kendi takımına da zarar verebilir.

Basketbol bir salon sporudur. Zeki ve ahlaklı insanların oynayıp izlediği bir oyundur.

Genel / Liderlik

Sabah uyanıp kendine gelmek

 

Katıldığım bir kişisel gelişim eğitiminde eğitmen gruba “sabah uyandıktan sonra nasıl kendinize gelirsiniz, ne yaptıktan sonra tam olarak güne başlarsınız” diye bir soru sormuştu. Başta garipsediğim bu sorunun sonradan insanları gerçekten tanımak için iyi bir yol olduğunu anladım. Cevaplar arasında yataktan çıkar çıkmak kendime gelirim da vardı, servisler ofise gelip kahve içtikten sonra güne başlayabilirim gibi daha geç ayılanlar da vardı. Bugün aynı soruya yanıtım cep telefonuma gelen ilk mesajı görünce olur. İlk mesajı, e-postayı, haberi okuyuncaya kadar hep hareketimiz ezbere ve robotik gerçekleşiyor. Zihnimizi kullanmaya başladığımız ilk an ise bize özel gelen bir mesajı yanıtlamakla başlıyor.

Liderlik / Tasarım

Daha güzel mi olmak isterdin? Daha akıllı mı?

 

Kime sorarsanız yanıt basit “Hem daha güzel hem daha akıllı olmak isterdim” 🙂

İnsanlar aynada kendilerine bakıp bir şeyleri değiştirmek isterler. Herkes ya boyundan, kilosundan, göz renginden ya da saç şeklinden şikayetçidir. Daha uzun olmak ister, daha zayıf olmak ister, renkli göz ister. Hatta bunları değiştirmek için cerrahi operasyona dahi razı olur.

İnsanın tek şikayet etmediği, memnun olduğu şey aklıdır. Akıl eşit dağıtılmıştır. Keşke biraz daha zeki olsaydım veya keşke aklımı daha iyi kullanabilseydim, eleştirisini pek duymayız. Herkes aklından memnun görünür. Eğer biraz daha güzel olsaydım daha başarılı olurdum, daha iyi bir hayat yaşardım, düşüncesi ağır başar. Başarılı olanlar uzun boylu ve renkli gözlü olduğu için başarılı olmuştur. Aklının sınırlarını zorlayarak değil! Beynimiz kendisi hariç her organı eleştirme gücüne sahiptir.

Liderlik

Atatürk’ün Yazdığı Kitaplar

 

Atatürk okumayı ve uygulamayı sevdiği gibi yazarak paylaşmayı da tercih etmiş. Kendisinin kaleme aldığı notları, kitapları ve ders kitapları sayarsak yaklaşık 10 adet basılmış eseri var. Bunların isimlerini ve kaç yaşındayken ve hangi rütbedeyken yazdığını inceledim. Yaşı, ortamı ve rütbesi kitap yazmak için ayırdığı zamanın değerini ortaya koymak açısından anlamlı.

27 yaşında Kurmay Kıdemli Yüzbaşı iken Selanik’te (1908) – Takımın Muharebe Eğitimi (Almanca’dan çevirmiştir)

28 yaşında Kurmay Kıdemli Yüzbaşı iken Makedonya’da (1909) –  Cumalı Ordugâhı – Süvari: Bölük, Alay, Liva Talim ve Manevraları

30 yaşında Selanik’te  (1911) –  Taktik Tatbikat Gezileri

31 yaşında Kurmay Önyüzbaşı iken (1912) – Bölüğün Muharebe Eğitimi (Almancadan çevirmiştir)

35 yaşında 16. Kolordu Komutanı (1916) – Taktik Meselenin Çözümü ve Emirlerin Yazılmasına İlişkin Öğütler

35 yaşında 16. Kolordu Komutanı Edirnede  (1916) – Askerî Talim ve Terbiye Hakkında Görüşler

37 yaşında  Kurmay Yarbay  Sofya Ateşesi iken (1918) – Zabit ve Kumandan ile Hasbihal

46 yaşında  (1927) – Nutuk

49 yaşında Cumhurbaşkanı iken (1930) – Vatandaş İçin Medeni Bilgiler, ders kitabı olarak okullarda okutuldu.

56 yaşında Cumhurbaşkanı iken Dolmabahçe Sarayı’nda (1937)  – Geometri, ders kitabı olarak okullarda okutuldu.

Liderlik

Muhammad Ali

ma

Dünyada iz bırakmış özel insanlardan biri Muhammad Ali. Çok özel….

Dünya ağır sıklet boks şampiyonluğundan ötesinde büyük bir insan. Boksu geniş kitlelere ulaşmak için bir araç olarak kullanmış. Kendini keşfetmiş, adını değiştirme, dinini değiştirme cesaretine sahip biri. Kendinden güçlü boksörleri nasıl yendiğini, sonra onlarla nasıl arkadaş olduğunu, kendini ve dünyayı “The Greatest” olduğuna nasıl inandırdığını, çalışırken ne hissettiğini, rakiplerine neden çattığını, hayırseverliğini, nasıl risk aldığını, aileye bakışını, samimiyetle paylaşıyor. Sözleri, gerçeği dile getirişi, esprileri yumruklarından daha güçlü, akıllarda daha büyük izler bıraktı.

“Impossible is just a big word thrown around by small men who find it easier to live in the world they’ve been given than to explore the power they have to change it. Impossible is not a fact. It’s an opinion. Impossible is not a declaration. It’s a dare. Impossible is potential. Impossible is temporary. Impossible is nothing.”

Champions aren’t made in the gyms. Champions are made from something they have deep inside them: a desire, a dream, a vision. They have to have last-minute stamina, they have to be a little faster, they have to have the skill and the will. But the will must be stronger than the skill.”

http://www.dailymail.co.uk/news/article-3624652/The-30-best-quotes-Muhammad-Ali-original-trash-talking-self-aggrandizing-motormouth-sport.html 

Liderlik

Sınırsızlık

 

Zor bir durumu, bir engeli, bir zafiyeti avantaj olarak görmek büyük beceri. Polyannacılık oynamadan fark etmek, samimiyetle dile getirmek ve sonunda başarmak. Fizikçi Stephen Hawking’in hayatını anlattığı Benim Kısa Tarihim adlı kitabının son bölümünden:

Yirmi bir yaşımda ALS teşhisi konması büyük adaletsizlik gibi geldi. Neden başıma böyle bir şey geliyordu? Hayatımın sona erdiğini, potansiyelime hiç ulaşamayacağımı düşündüm. Ama üzerinden elli yıl geçtiğinde , “İyi ki yaşamışım” diyebiliyorum. İki kez evlendim; üç güzel ve başarılı çocuğum oldu. Bilimsel kariyerimde de başarılıydım. Kara deliklerden kuantum ışınımı gerçekleştiği yönündeki tahminim doğruluğunu…..

Engelliliğim bilimsel çalışmalarıma ciddi ket vurmadı. Hatta bazı bakımlardan yararlı olduğunu bile söyleyebilirim. Lisans sınıflarına ders vermem gerekmedi…

benim-kisa-tarihim-300x461

Dijital / Girişim / Liderlik

Murat Vargı’dan girişimcilere öneriler

 

Murat Vargı, Turkcell’in fikir babası. 90’ların başında Kuzey Avrupa’da cep telefonu operatörlerinin büyüdüğünü görünce bu fikri Türkiye’deki iş adamlarına götürüyor. Pek çok kişiden ret aldıktan sonra M.E. Karamehmet’in kabul etmesiyle macera başlıyor.

murat-vargi

Murat Vargı’yı video konferans ile dinleme imkanım olmuştu. İlk kez Bahçeşhir Üniversitesi’nin düzenlediği StartupBootCamp’ta canlı dinleme imkanım oldu. Konuşmasından bazı alıntılar:

Girişimde paraya ihtiyaç yok, işbirliği ve karşılıklı güven önemli.

Finlandiya’lı ortağımız Turkcell’in 10 yılda maksimum 300 bin aboneye ulaşır derken, Murat Vargı’nın tahmini 4,5 milyon abone.

Girişime sadece bir başarı hikayesi olarak bakmamalı, bu bir yolculuk.

Dikkat edilecekler = rakip, çevresel konjoktür, ülke riski, politik düzen.

En çok aklımda kalan ise o dönemde çevresindeki yatırımcı ve çalışanların olaylara ortak yaklaşımı;

Yapacaksan şimdi yap, yarın değil, neden yarın !?