Okyar Tahaoğlu

"Durmak istiyorsan sağlam dur. Yürümek istiyorsan çabuk yürü."

Browsing Category Genel

Genel

Sabırsız Meraklılar için DIA

19. yüzyılda  kömürden gaz üretmek amacıyla kurulan Westergasfabriek‘tayız. Amsterdam sokaklarını aydınlatmak ve evlere ilk kez gaz vermek için kurulmuş bir fabrika. Tren yolu hattı üzerinde olması ve nehir kenarında kurulması lojistik açıdan uzun yıllar boyunca avantaj olmuş, Hollanda endüstrisinin kalkınmasına büyük katkı sağlamış. Fakat sonrasında her eski teknoloji gibi yerine yenisi (elektrik ve gas) gelince fabrika kapanmış. Bu dev yapı artık büyük konserler için kullanılıyor.  Bugün ise DIA – Digital Insurance Agenda etkinliğine ev sahipliği yapıyor. Biz de 1000’den fazla katılımcı ile sigorta sektörünün teknoloji ve değişime nasıl ayak uydurup devam edeceğini tartışmak üzere DIA’dayız.

 

İspanya merkezi bir organizasyon olan DIA, Roger ve Reggy tarafından kurulmuş. Amaçları sigorta sektörünün dijitalleşmesi ve inovasyonu üzerine konferanslar düzenlemek. Mottoları “for the insatiably curious” ben sabırsız meraklılar için olarak çevirdim. En büyük organizasyonlarını sigortacılığın Avrupa’daki kalbi olan Münih’te yapıyorlar. Amsterdam’daki konferans iki gün sürdü, 50’den fazla statup ve binden fazla katılımcı karşısında sunum yaptı ve müşteri aradı.  Sigorta sektöründe bir startup’ın büyümesi için halen mevcut büyük oyunculara ihtiyacı var. Bunun farkında olan startuplar Allianz, Metlife, Axa, Generali gibi dev firmalarla iş ortaklığı yapmaya çalışıyor. Kurumsal şirketler tarafında çok vizyoner sunumlar oldu. Japonya merkezli e-ticaret devi Rakuten, Çin’in ilk online sigorta şirketi Zhong An International ve geleceğin ulaşım aracı Hyperloop TT önemli konuşmacılar arasındaydı. Bunların her birine sırayla değineceğim.

 

İlk gün açılış FC Barselona formalı top sektirme cambazlarının gösterisi ile başladı. Müzik eşliğinde yapılan gösteriyi keyifle izledik. Algıda seçicilik olsa gerek formaların kolundaki beko markası hemen dikkatimi çekti. Gurur duydum. Marka olmanın önemi ve doğru konumlaması hiç beklemediğiniz bir anda faydaya dönüşüyor. Konferans boyunca bunun önemine dikkat çekecek sunumlar olacaktı. Top cambazları ile yapılan açılışın amacı izleyicileri eğlendirmenin yanında Barselona ve Rakuten’e dikkat çekmekti. Barselona kendisini “we are more than a club” diye adlandıran bir marka. Bunun altını doldurmak için Barça Innovation Hub adında bir merkez açmışlar. “Tutkunun ne olduğunu biliyoruz” diye başlayan tanıtım videosunu aşağıda izleyebilirsiniz. Darısı bizim spor kulüplerimizin başına! Gelir, seyirci, stat, sponsor, yıldız futbolcular gibi bir ekosistemin ihtiyacı olan tüm bileşenlere sahip Süper Lig kulüplerimizin her biri rahatlıkla bir inovasyon merkezi kurabilirler. İçeriğini ne rahatlıkla doldurabilirler.

 

Ben her ne kadar koldaki beko logosuna odaklansam da ilk sunumu 2 yıldır FCB’nın ön göğüs reklam sponsoru olan Rakuten yaptı. Rakuten’in kelime anlamı iyimserlik. Bu iyimser şirket 29 ülkede hizmet veren 1,2 milyar müşterisi olan Japonya merkezli bir e-ticaret devi. Kendi platform ve ekosistemlerini kurmuşlar. E-ticarete ichiba yani pazaryeri modeli ile başlamışlar sonrasında  Fintech’e geçiş yapmışlar. Farklı dikeylerde farklı markalarıyla hizmet veriyorlar. Grup şirketlerini 3 başlıkta tanımlıyorlar,  İnternet servisleri, dijital içerik, Fintech.  Üye sayısı artıp, ellerinde biriktirdikleri veri büyüyünce ihtiyacı analiz ederek diğer alanlara, mobil, seyahat, kredi kartı, sigorta, e-para lisansı ve kare kod ödemeleri gibi alanlara hızla girmişler. Bunun formülünü şöyle tanımlıyorlar:

(Marka)  x  (Kullanıcılar)  x  (Veri) 

 

Rakuten Points adını verdikleri merkezi bir puan kazanma ve sadakat programları var. Rakuten anlaşmalı işyerlerinde ister online ister fiziksel mağazalarda yapılan her harcamanın %1’i değerinde puan biriktiriyorlar. Otopark, kuaför, market her yerde puan kazanmak, puanları birleştirmek ve harcamak mümkün. Bizim banka kart ve perakende programlarımızdan çok farklı değil, ancak bu coğrafyadaki ülkeler için bu bir inovasyon. Rakuten de Çin’deki kare kod kullanımından etkilenmiş. Kart teknolojisini hızlı geçip, kare kod ile mobil ödeme dünyasını hızlı büyütme hikayesini referans almaya çalışıyorlar. Bunun için Rakuten Card ve RakutenPay uygulamasını hayata geçirmişler. Rakuten Bank ise sadece mobil hizmet veren dijital bir banka, tüm fintech şirketlerinin merkezinde bulunuyor. Sigorta hizmeti de tamamlayıcı bir hizmet olarak buradan çıkmış ve grupta önemi gittikçe artan bir role sahip.

Türk sigorta şirketleri için örnek olabilecek startuplar ve kurumsal iş modelleriyle DIA Amsterdam notlarımı ve gözlemlerimi yeni yazılarda paylaşmaya devam edeceğim.

Genel

Girişimciliğin önündeki en büyük engel….

 

Girişimcilik bir cesaret işi, tutku ve gerçekleri görebilme işi. Ve bunların bir dengesi. Girişimci gerçekçidir, pazarın durumunu, ülkedeki potilik ve ekonomik durumu tam anlamıyla objektif bir açıdan görür. Hesap kitap bilir. Fikrine insanları ortak ederken, yatırımcının parasıın isterken gerçekçi ayakları yere basan bir konuşma yapar yoksa zaten hiç kimse onu takip etmez. Diğer yandan tutkuludur, hatta bu tutku bazen gerçekleri zorlukları görmesine engel olabilir. Başarılı girişimci tutkusunu yaşatmayı ve apaçık önünde duran zorlukları aşmayı deneme cesaretini gösterir.

Embed from Getty Images

Peki ülkemizde girişimci olmak kolay mı? Dünyanın hiç bir yerinde kolay olmayan bu deneme, bizde biraz hatta çok daha zor. Neden mi? Şimdiye kadar tanıştığım girişimcilere her fırsatta bunu sordum. Vardığım sonucu paylaşayım. Öncesinde belirteyim yatırımcı bulamama veya geç bulma, ortaklar arasında anlaşmazlık, ürün-pazar uyumsuzluğu, fonların azlığı, vergi yükü, sabit giderler gibi girişimlerin başarısızlık nedenlerinden bahsetmeyeceğim. İşin daha çok sosyal, duygusal ve psikolojik yönünü ele almaya çalışacağım.

  • Girişimciliğin önündeki en büyük engel iş garantili ve yüksek maaş veren kurumsal firmalar. Gençler startuplar yerine kurumsal firmaları tercih ediyorlar. En azından ilk iş olarak kariyerlerine kurumsaldan başlıyorlar. Bankalar, mobil operatörler, global teknoloji ve perakende firmaları ilk işe girişte düzenli maaş, yan sosyal haklar ve eğitim olanakları ile gençleri hemen kapıyor.
  • Aile desteği. Evli olanlar için eşleri daha garanti bir iş tercih ediyor. Girişimcinin, ikna etmesi geren ilk kişi eşi oluyor. Neden bu işin tutacağını, ne kadar zamanda para kazanacağını ve kurumsal bir işten daha fazla kazanmaya başlayacağını ispat etmesi gerekiyor. Herşeyden önemlisi bunu denemezse mutsuz olacağını, işi başardığında mutlu bir insan, mutlu bir eş olacağını anlatması gerekiyor. Eğer evli değilse durum daha kolay. O zaman da 1. maddedeki gibi neden bir kurumsal işe girmediğini anne ve babasına anlatması veya bir startta çalıştığını gizlemesi gerekiyor.
  • Yeterli iş çevresi olmaması, network. Herşey ilişki ile ilerliyor veya ilerlemiyor. Bir girişimci yeterli satış ve pazarlama yapma gücüne ve ekibine sahip değilken, ilk müşterilerini arkadaşları ve onların tanıdıkları sayesinde bulması gerekiyor.
  • Özel okul ücretleri. Deneyimli kişilerin girişimci olamamasına en büyük engel çocukların gittiği özel okul ücretleri. Kendileri de okuyarak bir yere gelen anne babaların ilk yaptığı işi çocuklarını devlet okulu yerine özel okula göndermek. Böylece uzun yıllar sürecek okul ödemeleri başlıyor. Bu maliyeti karşılamak için kurumsal bir şirkette çalışmaya devam eden insanlar da girişimcilikten uzaklaşıyor.

Aziz Nesin’in Ah Şu Sinekler Olmasa hikayesi meşhurdur. Hayatının eserini yazmaya niyetlenen birinin sürekli değişen ihtiyaçlarını karşılamak için bu büyük esere bir türlü başlayamamasını anlatır. Okul hayatından yaşlanıncaya kadar hikaye ilerler, hikayeyi okurken insan bir yandan gerilir bir yandan da güler. En sonunda tüm bahaneyi sineklere atar. Biz de; Ah şu sinekler olmasa ne çok girişim olurdu ülkemizde diyebiliriz. Sonuç girişimciliğin önündeki en büyük engel henüz harekete geçmemiş girişimcinin ta kendisidir.

 

Genel

#BenimİçinKadınDemek

Benim için kadın demek Annem demek.

İlk gördüğüm, tanıdığım insan.  Bana sıcaklığını veren, sevgisini veren, gecesini gündüzünü uykusunu veren, özünü veren, herşeyini veren. Beni ben yapan güvendiğim insan.

 

Benim için kadın demek Anneannem, Babaannem demek.

Tok olsam da zorla yemek yediren. Her gördüğünde cebime harçlık koyan. Dualarıyla koruyan, gölgesinde uyuduğum yüce çınar ağacı. Eli öpülesi insan.

 

Benim için kadın demek Öğretmenim demek.

İlk harfi öğreten. Yazmayı, okumayı, aramayı, bulmayı öğreten insan. Bana ‘adam olacak bu çocuk’ denilmesini sağlayan insan.

 

Benim için kadın demek İş Arkadaşım demek.

Birlikte çalıştığım, zorluğu paylaştığım, engelleri aştığım. Beni iten, çeken. Aynı hedefe birlikte koşarak başarıyı paylaştığım insan.

 

Benim için kadın demek Kızım demek.

Doğduğu gün bana yeniden hayat veren çocuk. Kadınları ilk defa gerçekten tanımamı sağlayan çocuk. Gücün kas gücü olmadığını öğreten, geleceğim olan insan.

 

Benim için kadın demek Eşim demek.

Gözlerinde zamanı unuttuğum. Sevdiğim. Saydığım. Bugünüm. Işığım. Nefesim. Herşeyim. O olmak istediğim insan.

 

Bu yüzden bir kadın gördüğümde annemi, kızımı, ninemi görürüm, öğretmenimi, iş arkadaşımı görürüm. Eşimi, kendimi görürüm. Merhaba derim, günaydın derim. Elini sıkarım, elini öperim. Yol veririm, yer veririm. Sadece kadın olması, tanıdığım tüm kadınlar gibi herşeyin en güzelini hak etmesi için yeterlidir, hakkıdır.

Benim için kadın demek hayatın ta kendisi demek.

Sizin için kadın ne demek?

 

 

 

————

Bu yazıyı neden yazdım?

Son günlerde çocuklara, kadınlara yönelik şiddetin arttığı veya daha görünür olduğu bir dönem yaşıyoruz. Bu haberleri görünce kadına karşı sözlü ve fiziksel tacizin her yerde yaygın olduğunu düşünüyor insan. Bir de bu hareketleri haklı göstermeye çalışan ruhsal sağlığı bozuk insanların videoları ortalıkta gezdikçe insanların çileden çıktığını gördüm. Bunlara karşı tepkiler de cesurca paylaşılıyor.  Gürültüyü bastırmak için bağırmak işe yaramıyor. Kötüyü yermeye çalışırken daha fazla reklamı yapılmış oluyor. Onun yerine işin özüne inip hak ettiği değeri onu sadece koruyarak değil yükseklere taşıyarak vermenin daha doğru olduğunu düşünüyorum.  Sizi düşünmeye, yazmaya, çizmeye, herşeyden önemlisi onların kendileriyle düşüncenizi paylaşmaya davet ediyorum. #BenimİçinKadınDemek

Genel

Şampiyonlarla çalışmaya hazır olun

 

Red Gerard, Pyeongchang’da düzenlenen 2018 Kış Olimpiyatları’nda altın madalya sahibi. Amerika Birleşik Devletleri takımına 1928’den sonra ilk kez altın madalya kazandıran sporcu oldu. Medyada büyük ilgi gördü. Yazıma konu olmasının nedeni ise 2000 doğumlu bir Z jenerasyonu olması.

Red, yarışma gecesinde geç saate kadar Netfix izlerken uyuyakalıyor. Sabah çalar saati duyuyor ama uyanamıyor, oda arkadaşı uyandırıyor. Kahvaltısını bir sandviç ile geçiştiriyor. Kar ceketini bulamayınca, yine arkadaşının ceketi alıp yarışmaya yetişiyor.

Snowboard kategorisinde 100 üzerinden 87.16 puan alarak altın madalya kazanıyor!  Birinci olduğunu fark edince küfürlü bir sözle şaşkınlığını ifade ediyor. Canlı yayında bu sözü duyuluyor. Yedi kardeşin altıncısı olduğu için yarışmayı izlemeye kalabalık aile de geliyor.  Tüm ailenin onu izlemeye gelmesini çok eğlenceli buluyor. Onları eğlenceli, işleri ciddiye almayan bir parti grubu olarak adlandırıyor. Objektiflerini ona çeviren habercilerden çok keyif almıyor, gidip karda kaymayı tercih ediyor. Bir genç olarak kendini mükemmel biri olarak görmüyor. Yarışmalarda özel bir şey yapmadığını sadece normal bir dündeymiş gibi kaydığını söylüyor.

 

Şimdi bu profilde bir Z jenerasyonu ile iş görüşmesi yaptığımızı hayal edelim. İlk görüşmeye atar topar geldiğini, akşam film izlemekten geç uyuduğu için karşımızda konuşurken esnediğini, kıyafetlerini arkadaşında ödünç aldığı için üzerinde emaneten durduğunu… Bu sahneyi görünce görüşmeye devam eder miydiniz?

Deneyimlerimize güvenerek ona hiç soru sormadan sorumsuz, kurumsal kimliğe uygun kodda giyinmeyi bilmeyen, ortama uyum sağlayamayacak biri olduğunu düşünerek belki de onu tanımak için gerekli soruları sormayabilirdik. Oysa ona bir fırsat verdiğimizde nasıl bir yetenek ile karşı karşıya olduğumuzu görebiliriz.

Red, gerçek bir şampiyon. Olimpiyat şampiyonu. Akredite olmuşbir yetenek. Şirketimizi bir sonraki hedefe ulaştıracak hatta bizi şaşırtacak derecede işler çıkartacak yeteneğe sahip. Tıpkı ABD’yi şaşırttığı gibi.  İşin başındayken tutkusunu ve yeteneğini görmemek imkansız. Onu tanımak için zaman ayırmalıyız. Fırsat vermeliyiz. Sadece ona değil, kendimize de bir fırsat vermeliyiz.

Red gibi şampiyonları fark etmeye, onlarla çalışmaya hatta şampiyonlar yetiştirmeye hazır olun.

 

Genel

Girişimcinin sahip olduğu en önemli özellik

 

Son yıllarda yüzlerce girişimci ve girişimci adayı ile tanışma imkanım oldu. Başarılı olan girişimcilerin karakter özelliklerini, ortak yönlerini anlamaya çalıştım. Doğru iş, doğru ortak, doğru zaman, paternleri görebilmek, ilk çalışanları doğru seçmek, hızlı davranmak, büyüme kanallarını doğru seçmek, fırsatçı olmak, dikkat çekmemek, soru sormayı bilmek, dinlemeyi bilmek. Bunları ilk bakışta dikkatimi çeken özellikler arasında sayabilirim. Bunların her birini yapmak zor değil. Ancak hepsini neredeyse kusursuz bir şekilde aynı zamanda yapabilmeyi becermek zor. İşte girişimin hikayesini, bu noktaları nasıl birleştirdiğini,  arka arkaya nasıl hayata geçirdiğini anlayabildiğinizde saygı duymaya başlıyorsunuz. Anlayamadığınız da ise “şanslı adamlarmış” diyerek konuyu adlandırıyoruz.

Bir girişimin başarılı olabilmesi gerçekten büyük bir şans gerektiriyor, iyi bir girişimci ise işini şansa bırakmıyor. Denemekten vazgeçmiyor. Aslında sürekli denemek, şansına fazladan bir fırsat vermek değil midir? Hangi yaptığımız iş ilk denemede tam ve güzel oluyor? Bunu bilen girişimci sürekli deniyor, değiştiriyor ve tekrar deneyerek şansını artırıyor. Ta ki birisi ona dur deyinceye kadar denemeyi bırakmıyor. Bazen ortağı, bazen ailesi, bazen sağlığı veya yatırımcısı dur diyor. İşte o zamana kadar pes etmiyor.

Dinlemeyi biliyor, satış yapmak için gittiği müşterinin başka isteklerini dinlemeyi ihmal etmiyor. Paternleri yani örüntüleri görmeye, problemi anlamaya çalışıyor. Gerekirse iş modelini hızla değiştiriyor. İlk fikrimde yanılmışın demekten gocunmuyor.  Yalnız kalmaktan korkmuyor, korksa da başarma inancı bu korkudan daha büyük oluyor.

Başarılı girişimci, geçmişte verdiği emeğin ve ileride sahip olacağının değerini iyi  biliyor. Bugünü asla ucuza satmıyor. Buna en iyi örnek facebook ve yemeksepeti verilebilir. Zuckerberg, facebook için verilen teklifleri sırasıyla reddediyor. İlk teklif 10 milyon dolar ve son teklif 1 milyar dolardı. Yemeksepeti’nin de ilk kurulduğu dönemde bir holdingten aldığı ortaklık teklifini kabul etmediği bilinir. Hızlı ve doğru karar verebilmek, hayır demeyi bilmek bir girişimci ruha sahip kişilerin sahip olması gereken özelliklerinden bazıları.

Sizce bir girişimcinin başarılı olmak için sahip olması gereken en büyük özellik nedir?

Dijital / Genel

Türümüzün son örneğiyiz

 

Prof. Harari’ye göre türümüzün son örneği olarak yok olacağız. Bizden sonra gelecek insan türü, biz hayvanlara nasıl davrandıysak bize öyle davranacak. Bu değişim bir kaç on yılda olacak. Onların insafına kaldık.

Davos Ekonomi Forumu’nda gelecekle ilgili öngörülerini paylaşan Harari, kitabında bahsettiği konuların devamı niteliğinde konuştu. Bilgisayarların ve telefonların hacklenmesi gibi insan beyininin hackleneceğinden bahsetti. Bilginin önemine dikkat çekti. Geçmişte toprağa sahip olan kesim tüm insalığı yönlendiriyordu. Sonra sanayiye sahip olan ülkeler, bölgeler insanlığa yön verdi. Şimdi sıra bilgiye sahip olmada. Buraya kadar yeni bir şey yok. Ancak bu bilginin az sayıda insanın elinde olacağına ve dijital bir diktatörlükten bahsetmesi dikkat çekici. Amazon, Apple, Facebook ve Google kendi bilgi ekosistemlerini kuran ve sürekli büyüyen şirketler, bu olağan şüpheli 4’lünün Harari’nin bahsettiği dijital diktatörler olacağı açık.

Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu? 

Google’ın sahip olduğu veriden bahsederken bizi bizden daha iyi tanıdığı söylenir. Ailemizle ve yakın arkadaşlarımızda paylaşmadığımız hangi bilgilere sahip? bugün yaptığınız Google aramalarını düşünün, paylaştığınız lokasyon bilgisi, takip ettiğiniz sosyal medya hesapları, bunları birleştirince şu an nasıl bir ruh halinde olduğunuzu ve gelecekteki tercihleriniz hakkında çok ipucu vermiş oluyorsunuz. Esasen Google bir medya şirketi olarak bu verileri kullanıp, reklam geliri elde ediyor. Şimdi ise bu sadece ticari ve reklam amaçlı değil başka amaçlarla da kullanılabilir hale geliyor. İşte bilgiye sahip olan şirketler, bir avantaja çevirme fırsatını bulduğu an bu verileri kullanmaya başlayacaktır. Konu artık ülkeler meselesi değil,  şirketler ve teknoloji merkezlerinin odaklanması meselesidir. Teknolojiyi üretenler, bilgiye birinci elden ulaşanlar ve sadece kullananlar olarak sınıflandırılacağız. Harari’nin bahsettiği türlerin değişimi bu ayırımdan aşlayacak.

İnsan beynini hackleme nedir?

İnsanların bilgiye sahip olan kaynaklarca hackleneceği üzerine düşünmekte yarar var. İnsanın beyni nasıl hacklenir? Bir bilgisayar nasıl eklenirse benzer bir yaklaşımla başlanır. İnsan, tahmin edilebilir hatalar yapar ve zaafiyetleri kullanılarak kandırılabilir. Telefon dolandırıcılığı, sosyal mühendislik, algı yönetimi, oltalama bunlara güncel örneklerdir. Bu aslında yeni bir yöntem değil, uzun zamandır askeri birliklerce savaşlarda kullanılan bir yöntemdir. Karşıdaki düşmanın psikolojisini bozmak için kendi ordusunu sayıca üstün göstermek için çeşitli yönlemler kullanılırdı. Propaganda yapmak için söylenti yaymak gibi sosyal teknikler de kullanıldı. Sonraki dönemde PR diye adlandırdığımız halka ilişkiler uzmanlık dalı bu disiplinden ortaya çıkmış bir meslektir. Hatta reklam ve pazarlama da insanların bir ürünü beğenmesi için iletişimin gücünü kullanarak o ürünün, taze, lezzetli, kaliteli, yeni, tercih edilen, mutlu eden, en iyi olduğunun düşünülmesini sağlamaya ve satışları artırmaya çalışır. Şimdi bahsedilen insan hackleme ise bu yanıltma tekniğinin kitlelere yönelik değil, bireye özel yapılmasıdır. Sadece ticari amaçla değil, bireyleri ayrı ayrı ve kitleleri yönlendirme amaçlı kullanılmasıdır.

Bu tehlike midir, fırsat mıdır?

Bilgiyi bu şekilde toplama, işleme ve iş modeline çevirme gücü ancak ülke politikaları ile yönlendirilebilir. Bu yeni soft power’ın (kaba kuvvet yerine yumuşak gücün) farkında olan ülkeler var. ABD, Çin, İsrail gibi ülkeler tüm dünyadaki verileri işlemeye aday ülkeler. Diğer tarafta bu yeni gücün farkında olan ancak korumacı bir tercihle yerel teknolojiler üreterek en azından kendi halkının verilerini olağan şüpheli 4’lüye karşı koruyan ülkeler de var. Dünyanın geri kalanı ise değişimden habersiz 3. sanayi devriminin ürünlerini kullanarak oyalanmaktadır.

Harari’nin tahminleri ne kadarı doğru çıkacak bilemeyiz ancak insanları yalan haber ve hacklenmeye karşı bilinçlendirme çabası takdir edilmeli. Birey olarak beynimizi hackelenmeden korumak için kurumlardan ve ülkelerden çözüm beklemeden kendi akıllı korunma tekniklerimizi geliştirmeliyiz. Beynimize bir yargıya varmadan düşünmeyi öğretmeliyiz. Belki de bu şekilde kendi aklına hükmedebilen yeni bir türün oluşmasını bizler başlatmış olacağız.

Genel / Liderlik

Sabah uyanıp kendine gelmek

 

Katıldığım bir kişisel gelişim eğitiminde eğitmen gruba “sabah uyandıktan sonra nasıl kendinize gelirsiniz, ne yaptıktan sonra tam olarak güne başlarsınız” diye bir soru sormuştu. Başta garipsediğim bu sorunun sonradan insanları gerçekten tanımak için iyi bir yol olduğunu anladım. Cevaplar arasında yataktan çıkar çıkmak kendime gelirim da vardı, servisler ofise gelip kahve içtikten sonra güne başlayabilirim gibi daha geç ayılanlar da vardı. Bugün aynı soruya yanıtım cep telefonuma gelen ilk mesajı görünce olur. İlk mesajı, e-postayı, haberi okuyuncaya kadar hep hareketimiz ezbere ve robotik gerçekleşiyor. Zihnimizi kullanmaya başladığımız ilk an ise bize özel gelen bir mesajı yanıtlamakla başlıyor.