Okyar Tahaoğlu

"Durmak istiyorsan sağlam dur. Yürümek istiyorsan çabuk yürü."

Browsing Category Dijital

Dijital / Genel

Türümüzün son örneğiyiz

 

Prof. Harari’ye göre türümüzün son örneği olarak yok olacağız. Bizden sonra gelecek insan türü, biz hayvanlara nasıl davrandıysak bize öyle davranacak. Bu değişim bir kaç on yılda olacak. Onların insafına kaldık.

Davos Ekonomi Forumu’nda gelecekle ilgili öngörülerini paylaşan Harari, kitabında bahsettiği konuların devamı niteliğinde konuştu. Bilgisayarların ve telefonların hacklenmesi gibi insan beyininin hackleneceğinden bahsetti. Bilginin önemine dikkat çekti. Geçmişte toprağa sahip olan kesim tüm insalığı yönlendiriyordu. Sonra sanayiye sahip olan ülkeler, bölgeler insanlığa yön verdi. Şimdi sıra bilgiye sahip olmada. Buraya kadar yeni bir şey yok. Ancak bu bilginin az sayıda insanın elinde olacağına ve dijital bir diktatörlükten bahsetmesi dikkat çekici. Amazon, Apple, Facebook ve Google kendi bilgi ekosistemlerini kuran ve sürekli büyüyen şirketler, bu olağan şüpheli 4’lünün Harari’nin bahsettiği dijital diktatörler olacağı açık.

Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu? 

Google’ın sahip olduğu veriden bahsederken bizi bizden daha iyi tanıdığı söylenir. Ailemizle ve yakın arkadaşlarımızda paylaşmadığımız hangi bilgilere sahip? bugün yaptığınız Google aramalarını düşünün, paylaştığınız lokasyon bilgisi, takip ettiğiniz sosyal medya hesapları, bunları birleştirince şu an nasıl bir ruh halinde olduğunuzu ve gelecekteki tercihleriniz hakkında çok ipucu vermiş oluyorsunuz. Esasen Google bir medya şirketi olarak bu verileri kullanıp, reklam geliri elde ediyor. Şimdi ise bu sadece ticari ve reklam amaçlı değil başka amaçlarla da kullanılabilir hale geliyor. İşte bilgiye sahip olan şirketler, bir avantaja çevirme fırsatını bulduğu an bu verileri kullanmaya başlayacaktır. Konu artık ülkeler meselesi değil,  şirketler ve teknoloji merkezlerinin odaklanması meselesidir. Teknolojiyi üretenler, bilgiye birinci elden ulaşanlar ve sadece kullananlar olarak sınıflandırılacağız. Harari’nin bahsettiği türlerin değişimi bu ayırımdan aşlayacak.

İnsan beynini hackleme nedir?

İnsanların bilgiye sahip olan kaynaklarca hackleneceği üzerine düşünmekte yarar var. İnsanın beyni nasıl hacklenir? Bir bilgisayar nasıl eklenirse benzer bir yaklaşımla başlanır. İnsan, tahmin edilebilir hatalar yapar ve zaafiyetleri kullanılarak kandırılabilir. Telefon dolandırıcılığı, sosyal mühendislik, algı yönetimi, oltalama bunlara güncel örneklerdir. Bu aslında yeni bir yöntem değil, uzun zamandır askeri birliklerce savaşlarda kullanılan bir yöntemdir. Karşıdaki düşmanın psikolojisini bozmak için kendi ordusunu sayıca üstün göstermek için çeşitli yönlemler kullanılırdı. Propaganda yapmak için söylenti yaymak gibi sosyal teknikler de kullanıldı. Sonraki dönemde PR diye adlandırdığımız halka ilişkiler uzmanlık dalı bu disiplinden ortaya çıkmış bir meslektir. Hatta reklam ve pazarlama da insanların bir ürünü beğenmesi için iletişimin gücünü kullanarak o ürünün, taze, lezzetli, kaliteli, yeni, tercih edilen, mutlu eden, en iyi olduğunun düşünülmesini sağlamaya ve satışları artırmaya çalışır. Şimdi bahsedilen insan hackleme ise bu yanıltma tekniğinin kitlelere yönelik değil, bireye özel yapılmasıdır. Sadece ticari amaçla değil, bireyleri ayrı ayrı ve kitleleri yönlendirme amaçlı kullanılmasıdır.

Bu tehlike midir, fırsat mıdır?

Bilgiyi bu şekilde toplama, işleme ve iş modeline çevirme gücü ancak ülke politikaları ile yönlendirilebilir. Bu yeni soft power’ın (kaba kuvvet yerine yumuşak gücün) farkında olan ülkeler var. ABD, Çin, İsrail gibi ülkeler tüm dünyadaki verileri işlemeye aday ülkeler. Diğer tarafta bu yeni gücün farkında olan ancak korumacı bir tercihle yerel teknolojiler üreterek en azından kendi halkının verilerini olağan şüpheli 4’lüye karşı koruyan ülkeler de var. Dünyanın geri kalanı ise değişimden habersiz 3. sanayi devriminin ürünlerini kullanarak oyalanmaktadır.

Harari’nin tahminleri ne kadarı doğru çıkacak bilemeyiz ancak insanları yalan haber ve hacklenmeye karşı bilinçlendirme çabası takdir edilmeli. Birey olarak beynimizi hackelenmeden korumak için kurumlardan ve ülkelerden çözüm beklemeden kendi akıllı korunma tekniklerimizi geliştirmeliyiz. Beynimize bir yargıya varmadan düşünmeyi öğretmeliyiz. Belki de bu şekilde kendi aklına hükmedebilen yeni bir türün oluşmasını bizler başlatmış olacağız.

Dijital

İnsana güvenen iş modelleri ve kripto para

 

Dijital ekonomi diye adlandırdığımız teknolojiyi sonuna kadar kullanan yeni iş modellerinin en temel özelliğinden biri insana güvenmesi. Bunu ilk kez 2000 yılında Amazon’dan sipariş verdiğimde yaşamıştım. Sipariş ettiğim iki kitap elime ulaşmayınca müşteri hizmetlerine e-posta göndermiştim. Gelen yanıtta kitapları tekrar gönderdiklerini söylemişlerdi, sonra birer hafta arayla kitaplar elime ulaşmış, fazladan gelenleri geri göndermek istediğimde sizde kalsın demişlerdi. O günden sonra Amazonda markası aklımda beni tanımasa dahi bana güvenen bir marka olarak yazılı kaldı.

Müşteri haklıdır, iyi niyetlidir, dürüsttür.

 

Bugün uber, bitaksi, gittigidiyor, n11 gibi yeni nesil tüm bu şirketlerin iş modelinin temelinde alıcıya güvenmeleri yatıyor.  Taksi sürücüsü sizi uzun yoldan mı dolaştırdı, fazladan bavul taşıdığını söyleyip ek ücret mi tahsil etti, çağırdığınız taksiyi son dakikada iptal mi ettiniz, fark etmez. Siz haklısınız, paranız ya iade edilir ya da hesabınıza bir sonraki yolculukta kullanmanız için yüklenir. İşte bu! Güç şirketlerden kullanıcılara geçti.

Derken… şimdi kripto paralar ile bunun farklı bir versiyonunu yaşıyoruz. İnsanlar kripto paraları gözü kapalı satın alıyorlar.  Bu sefer alıcılar satıcılara koşulsuzca güvenmeyi seçti. Kripto  para üreten insanlar iyi insanlardır. Arkadaşları ile biraraya gelmişler, bir white-paper yazmışlar, geleceğin Amazon’u, Facebook’unu kuruyorlar ve bizi ortak olmaya çağırıyorlar. Bunlar iyi insanlar,  paramı nereye gittiğini bilmesem de gönderirim, yatırım yaparım, karşılığında ne olduğunu anlamadığım coinlerimi bana gönderiyorlar. Göndermeseler de giriş yaptığımda görebileceğim bir site yapmışlar. Bu hikayenin içinde olmak istiyorum…. Bu düşünceyi satın alanlar kripto paralara hücum ediyorlar. İnsana güvenmek karşılığında büyük bir kazanç elde edip geleceği kuranlar arasında olmanın manevi tatminini yaşayacaklar. Belki de tanımadığı insanlara güvenip dünyanın en büyük sosyal müdendislik vakasının içinde mağdur olacaklar.  Sizce bu iki olasılıktan başka bir yol var mı?

Dijital

Dijitalleşmeyi anlamak ve uygulamak

 

Dijitalleşme moda mı oldu?

Her sektör tarafından sahiplenilen bir kelime: Dijitalleşme. Bir anlamda çağı yakalama projesi. Son 10 yılda iş hayatında olanlar şu terimlerin popüler olduğu zamanı hatırlar; toplam kalite, inovasyon, çevik şirket, süreç otomasyonu, müşteri deneyimi. Bu terimleri kullanmadan bir cümle kuruyorsanız geri kalmış sayılırdınız. Şimdi de dijitalleşme bunların yerini aldı, yakında yerine bir yenisi gelir ve dijitalleşme kitap isimlerinde kalır, unutulur.

Dijitalleşmeyi anlayan ve anlamayan 

Bu tez doğru değil. Bu sefer farklı. Çünkü dijitalleşme adı altında anlatılmak istenen bunların çok ötesinde. Benim anladığım gerçek dünya ile, elektronik dünyayı birleştiren, sosyal etkileşim ile anlık içgörü ölçmeyi bulmayı sağlayan, ürün ile kullanıcıyı aracısız biraraya getiren çözüm dijital bir çözüm. En büyük özelliği ise katma değeri olmayan aracıları aradan çıkartması. Hem de bunu acımasızca yapıyor. İsterseniz güçlü bir poziyonda yıllardır operasyon yürüten bir şirket olun, isterseniz köşeyi kapmış bir kanal sahibi olun. Sizi es geçerek müşterinize aynı hizmeti daha ucuza, daha hızlı ulaştıran bir kısayol bulan hemen her girişim sizi yerinizden edebilir.

Continue reading

Dijital / Tasarım

Merdiven çıkamayan robottan savaşan robotlara

 

Bundan bir kaç yıl önce robotlar hakkında bir belgesel izlediğimi hatırlıyorum, “robotlar insanların yaptığı herşeyi yapacak sadece merdiven çıkamayacaklar çünkü yürümek kolay ama merdiven çıkmak sadece insanların dengesini dinamik hesaplayıp doğaçlama yapabileceği bir hareket” diyordu. Merdivenden düşen robot görüntüleri ekrana geliyordu. Köprünün altından çok sular aktı.

 

Uluslararası robot derneği (IFR) robotları üretim ve hizmet sektöründe kullanımına göre raporluyor. 2015 yılında dünya genelinde 253 bin endüstriyel robot ve 41 bin hizmet robotu satılmış. En büyük alıcı ülkeler Çin, ABD, Japonya, G. Kore ve Almanya. Çin en büyü kalıcı ve yakında tüm robotların yarısına sahip olacak. Robotların hangi sektörlerde kullanıldığına IFR sitesinden ulaşmak mümkün.

Robotlar artık sadece üretim ve hizmet sektöründe kullanılmıyor. Savunma sanayinde de kullanılmaya başlandı. Savaşan robotlar artık bilim kurgu kitaplarında değil, ordularda yerlerini almaya başlayacak. IFR bu kategoriyi de raporluyor, şimdiden en çok üretilen kategoriler arasında ikinci sıraya geldi. Birinci sektör lojistik. Verileri yakından izlemekte yarar var.

 

 

Dijital

Dijitalleş(me)

 

Dijitalleşme hem bireyler hem de şirketler için çok popüler bir konu haline geldi. Önce her sektörün başına e- koyduk. Cep telefonları akıllanınca e- eskidi ve her sektörün başına m- koyduk. Baktık ki teknoloji sadece kullanım kanalını değiştirmiyor, davranışı ve deneyimi de değiştiriyor. Dijitalleşme diyerek daha kapsayıcı bir tanım kullanmaya başladık. Bu akım popüler olmayıp uzun süre kalıcı olacak gibi görünüyor. Teknoloji kelimesini sadece mühendiler sahiplenmişti, dijital ise reklamcı, doktor, pazarlamacı, bankacı her mesleğin anlayacağı bir hale geldi.

Bu kadar ileriye giden teknoloji yıllardır kullandığımız gözümüzün önünde duran, günlük yaşamımızı etkileyen bazı sektörlere hiç etki yapamıyor. Beslenme, uyku düzeni, göz ve diş sağlığı, ayak sağlığı gibi konularda neredeyse hiç başarılı girişim yok. Oysa bunlar insan olarak yaşam kalitemizi etkileyen en temel aktiviteler. İnsanların daha fazla ekrana baktığı düşünülürse gözlerimiz her gün daha da bozuluyor. Mesela göz sağlığı için her yıl hekime gidip gözlük numarası kontrolü yaptırmak zorundayız, bunun yerini alan bir gözlük veya monitör çıkmadı. Oysa okuma zorluğumuzdan, yavaşlığımızdan göz sorunumuz olup omadığını tespit etmek zor olmasa gerek.

Uyku düzeni ile ilgili kol saatleri var, uyku kalitesini, nabzı, uykuda hareket sayısına bakarak bir hesaplama yapıyor. Ancak bunlar da halka ulaşamadı. Beslenme üzerine sadece diyet yapan ve sporcuların öğün listelerini tutabildikleri uygulamalar var. Henüz tabağın fotoğrafını çekince içindeki yemeği, miktarını anlayıp kalori hesabı yapan, buna göre beslenme programını güncelleyen  bir uygulamada yok. Ayak sağlığı da çok önemli günümüüzn nasıl geçeceğini ayaklar belirliyor. Akıllı tabanlık, ayakkabı neden yaygınlaşmıyor?

Dijital

Günde kaç saatinizi telefonda geçiriyorsunuz?

 

Bu soruya yanıtım 1 saat, bilemedin 1,5 saat olurdu. Ta ki Moments adlı mobil uygulamayı telefonuma indirip bir kaç gün telefon aktivitelerimi izlemesine izin verip gerçek veriyi görünceye kadar.  Hafta içi ortalamam 3,5 saat, cumartesi pazar ise 2,5 saatimi iphoneum ile geçiriyormuşum. 4 saati geçtiğim günler var. Bu süreye konuşma, e-mail okuma, sosyal medya, müzik ve pod-cast dinleme dahil.

Nomophobia olduğumu düşünmüyorum ancak anlaşılan bağlı olmaya çalışırken bağımlı olmuşum.  Bu self-check-up’ı her yıl tekrarlamakta yarar var.

Siz de check-up yapmak isterseniz Moments uygulamasını öneririm.

 

moment

 

Dijital / Tasarım

Müşteri her zaman haklı (mı)dır?

 

Uber yolculuğunun sonunda şoförü yıldız vererek puanlayabiliyorsunuz. Ben puan verirken şoförün sürüşünü ve aracın temizliğini dikkate alarak adil olmaya çalışıyorum. Uber bu puanları ciddiye alıyor ve 4,6’nın altında notu olan şoförleri sistemden çıkarıyor.

Şoförler de bizi yıldızlıyor. Uber yolcuların puanlarını mobil uygulama içinden kendilerine gösteriyor. Şimdiye kadar yaptığım yolculuklardan kazandığım ortalama puanım gurur verici 🙂  Siz de puanınızı öğrenmek isterseniz Menu / Help / Account / I’d like to know my rating den kontrol edebilirsiniz.

Müşterisini puanla(t)mak cesaret ister.

Uber’in bu yaklaşımı “müşteri her zaman haklıdır” ve “parayı veren düdüğü çalar” sözlerinin geçerliliğini sorgulatıyor insana.

uber

 

Dijital / Tasarım

İlk müşterilerinizi cezalandır(ma)mak

Yeni bir ürünü kullanıma sunduğunuzda ilk gelen müşteriler en değerli müşterilerdir. Hangi sektörde olursa olsun bu kitlenin ortak özelliği meraklı, denemeye cesaretli, deneyimde liderlik arayan, yenilikçi kişiler olmaları. İlk müşterilerimiz beta bir ürün ile karşılaşmaya hazırdırlar. Eksikleri hızla fark edip geri bildirim vermeye hazırdırlar. Hatta bazen hataları görmezden gelme hoşgörüsüne de sahiptirler. Peki bu tolerans noktasını nasıl anlarız? Bir ürünün lansmana hazır olup olmadığını nasıl anlarız?

Bunun yanıtını ararken aklıma hep Charlie Chaplin’in Modern Times (1936) filmindeki bu sahne gelir. Eğer ilk kullanıcılarımızı bu sahne kadar cezalandırmayacaksak ürün lansmana hazırdır !

Dijital / Girişim / Liderlik

Murat Vargı’dan girişimcilere öneriler

 

Murat Vargı, Turkcell’in fikir babası. 90’ların başında Kuzey Avrupa’da cep telefonu operatörlerinin büyüdüğünü görünce bu fikri Türkiye’deki iş adamlarına götürüyor. Pek çok kişiden ret aldıktan sonra M.E. Karamehmet’in kabul etmesiyle macera başlıyor.

murat-vargi

Murat Vargı’yı video konferans ile dinleme imkanım olmuştu. İlk kez Bahçeşhir Üniversitesi’nin düzenlediği StartupBootCamp’ta canlı dinleme imkanım oldu. Konuşmasından bazı alıntılar:

Girişimde paraya ihtiyaç yok, işbirliği ve karşılıklı güven önemli.

Finlandiya’lı ortağımız Turkcell’in 10 yılda maksimum 300 bin aboneye ulaşır derken, Murat Vargı’nın tahmini 4,5 milyon abone.

Girişime sadece bir başarı hikayesi olarak bakmamalı, bu bir yolculuk.

Dikkat edilecekler = rakip, çevresel konjoktür, ülke riski, politik düzen.

En çok aklımda kalan ise o dönemde çevresindeki yatırımcı ve çalışanların olaylara ortak yaklaşımı;

Yapacaksan şimdi yap, yarın değil, neden yarın !?

Dijital

Kartlar vergi kaçağını azaltmakta güçlü bir araç

Maliye Bakanlığı 2018 yılına kadar vergi kaçağını nasıl azaltacağını Kayıt Dışı Ekonomiyle Mücadele Eylem Planı ile duyurdu. Plan 62 adet eylem içeriyor.

 

Rapora göre ülkemizde üretilen her 4 TL’lik mal ve hizmetin 1 TL’si bugün kayıt dışı. Hedef bunu dört yıl içinde azaltarak her 5TL’nin 4 TL’sini kayıt içine yani üretimden, dağıtım ve tüketim aşamalarına kadar vergi alınabilir hale getirmek. 4,9 milyon olan aktif mükellef sayısını da dört yıl içinde 1,5 milyon arttırmak hedefleniyor. Tabi burada yeni kurulan şirketleri daha ilk günden vergilendirmek ve şu an kayıt içinde olup vergi veren mükelleflerin tüm faliyetlerini kayıt altına almak da var.

 

Eylem planında tüm sektörleri ilgilendiren hazırlıklar yapılmış. Özellikle turizm, akaryakıt, korsan yayıncılık, gayrimenkul, kozmetik, sağlık, ulaşım sektörlerinin adı geçiyor. E-ticaret, e-yoklama, e-fatura, e-arşiv ve e-bilet gibi dijital terimler sıkça kullanılmış. E-ticaret sektöründe mercek altına alınacak konular olarak şunlar belirlenmiş:

  1. Pazaryeri iş modeli
  2. Aracı hizmet sağlayıcılar
  3. Kargo lojistik şirketleri
  4. Dijital reklam ajansları ve
  5. Ödeme sistemleri

 

“İnternetten yapılan alışverişlerde Kartların kullanılması özendirilecek.”

Eylem planını 3. Bölümünde 21. Eylem olarak şu açıklamalar yer alıyor;

 

“Ödeme işlemlerinde banka kartları ve benzeri ödeme araçlarının kullanımının özendirilmesine yönelik gerekli çalışmalar yapılacaktır. Kartla ödemelerin artırılması için bireylerin kart kullanımının günlük hayatın bir parçası haline getirilmesine ve nakit ekonomisiyle mücadele kapsamında kart kullanımını, kart kullanıcısı ve üye işyeri nezdinde avantajlı hale getirmeye yönelik çalışmalar yapılacaktır.”

 

Kartlı ödeme bu planın en güçlü silahı. Hemen her vatandaşın cebinde bir banka kartı veya kredi kartı var. Devlet üretimde kayıt altına alamadığı malın izini dağıtımda da süremeyebilir. Ancak tüketim anında yani son kullanıcının satın aldığı anda tüm bu zinciri çözmüş olur. Yani kartını kullanan bir kişi, aslında bir vergi müfettişi gibi çalışmış olur. Hatta haftalar sürecek bir denetimde ortaya çıkabilen bir vergi kaçağı bir kredi kartı ödemesi ile ortaya çıkmış olur. Binlerce müfettiş çalıştırmaktansa 73 milyon vatandaşı 7 gün 24 saat sahada kullanmak daha akıllıca değil mi?

 

Eylem planı tüm sektörler dikkate alınarak ve risk yönetimi metodu kullanılarak yapılarak hazırlanmış. Planda göremediğim tek konu kayıt içine geçiş için özendirici teşviklerin olmayışı. Örneğin vergi kaçıran kurumu şikayet etmek veya kayıt içine geçene ödül vermek gibi özendirici aksiyonlar olabilir. Bunlar kısa vadeli çözümlerdir ve sürdürülebilir olmayabilir. Ancak vergi kaçağı konusuna vatandaşın dikkatini çekmek için etkili bir yol olabilir.

Rapora buradan ulaşabilirsiniz.

eplan