Okyar Tahaoğlu

"Durmak istiyorsan sağlam dur. Yürümek istiyorsan çabuk yürü."

Genel

#BenimİçinKadınDemek

Benim için kadın demek Annem demek.

İlk gördüğüm, tanıdığım insan.  Bana sıcaklığını veren, sevgisini veren, gecesini gündüzünü uykusunu veren, özünü veren, herşeyini veren. Beni ben yapan güvendiğim insan.

 

Benim için kadın demek Anneannem, Babaannem demek.

Tok olsam da zorla yemek yediren. Her gördüğünde cebime harçlık koyan. Dualarıyla koruyan, gölgesinde uyuduğum yüce çınar ağacı. Eli öpülesi insan.

 

Benim için kadın demek Öğretmenim demek.

İlk harfi öğreten. Yazmayı, okumayı, aramayı, bulmayı öğreten insan. Bana ‘adam olacak bu çocuk’ denilmesini sağlayan insan.

 

Benim için kadın demek İş Arkadaşım demek.

Birlikte çalıştığım, zorluğu paylaştığım, engelleri aştığım. Beni iten, çeken. Aynı hedefe birlikte koşarak başarıyı paylaştığım insan.

 

Benim için kadın demek Kızım demek.

Doğduğu gün bana yeniden hayat veren çocuk. Kadınları ilk defa gerçekten tanımamı sağlayan çocuk. Gücün kas gücü olmadığını öğreten, geleceğim olan insan.

 

Benim için kadın demek Eşim demek.

Gözlerinde zamanı unuttuğum. Sevdiğim. Saydığım. Bugünüm. Işığım. Nefesim. Herşeyim. O olmak istediğim insan.

 

Bu yüzden bir kadın gördüğümde annemi, kızımı, ninemi görürüm, öğretmenimi, iş arkadaşımı görürüm. Eşimi, kendimi görürüm. Merhaba derim, günaydın derim. Elini sıkarım, elini öperim. Yol veririm, yer veririm. Sadece kadın olması, tanıdığım tüm kadınlar gibi herşeyin en güzelini hak etmesi için yeterlidir, hakkıdır.

Benim için kadın demek hayatın ta kendisi demek.

Sizin için kadın ne demek?

 

 

 

————

Bu yazıyı neden yazdım?

Son günlerde çocuklara, kadınlara yönelik şiddetin arttığı veya daha görünür olduğu bir dönem yaşıyoruz. Bu haberleri görünce kadına karşı sözlü ve fiziksel tacizin her yerde yaygın olduğunu düşünüyor insan. Bir de bu hareketleri haklı göstermeye çalışan ruhsal sağlığı bozuk insanların videoları ortalıkta gezdikçe insanların çileden çıktığını gördüm. Bunlara karşı tepkiler de cesurca paylaşılıyor.  Gürültüyü bastırmak için bağırmak işe yaramıyor. Kötüyü yermeye çalışırken daha fazla reklamı yapılmış oluyor. Onun yerine işin özüne inip hak ettiği değeri onu sadece koruyarak değil yükseklere taşıyarak vermenin daha doğru olduğunu düşünüyorum.  Sizi düşünmeye, yazmaya, çizmeye, herşeyden önemlisi onların kendileriyle düşüncenizi paylaşmaya davet ediyorum. #BenimİçinKadınDemek

Genel

Şampiyonlarla çalışmaya hazır olun

 

Red Gerard, Pyeongchang’da düzenlenen 2018 Kış Olimpiyatları’nda altın madalya sahibi. Amerika Birleşik Devletleri takımına 1928’den sonra ilk kez altın madalya kazandıran sporcu oldu. Medyada büyük ilgi gördü. Yazıma konu olmasının nedeni ise 2000 doğumlu bir Z jenerasyonu olması.

Red, yarışma gecesinde geç saate kadar Netfix izlerken uyuyakalıyor. Sabah çalar saati duyuyor ama uyanamıyor, oda arkadaşı uyandırıyor. Kahvaltısını bir sandviç ile geçiştiriyor. Kar ceketini bulamayınca, yine arkadaşının ceketi alıp yarışmaya yetişiyor.

Snowboard kategorisinde 100 üzerinden 87.16 puan alarak altın madalya kazanıyor!  Birinci olduğunu fark edince küfürlü bir sözle şaşkınlığını ifade ediyor. Canlı yayında bu sözü duyuluyor. Yedi kardeşin altıncısı olduğu için yarışmayı izlemeye kalabalık aile de geliyor.  Tüm ailenin onu izlemeye gelmesini çok eğlenceli buluyor. Onları eğlenceli, işleri ciddiye almayan bir parti grubu olarak adlandırıyor. Objektiflerini ona çeviren habercilerden çok keyif almıyor, gidip karda kaymayı tercih ediyor. Bir genç olarak kendini mükemmel biri olarak görmüyor. Yarışmalarda özel bir şey yapmadığını sadece normal bir dündeymiş gibi kaydığını söylüyor.

 

Şimdi bu profilde bir Z jenerasyonu ile iş görüşmesi yaptığımızı hayal edelim. İlk görüşmeye atar topar geldiğini, akşam film izlemekten geç uyuduğu için karşımızda konuşurken esnediğini, kıyafetlerini arkadaşında ödünç aldığı için üzerinde emaneten durduğunu… Bu sahneyi görünce görüşmeye devam eder miydiniz?

Deneyimlerimize güvenerek ona hiç soru sormadan sorumsuz, kurumsal kimliğe uygun kodda giyinmeyi bilmeyen, ortama uyum sağlayamayacak biri olduğunu düşünerek belki de onu tanımak için gerekli soruları sormayabilirdik. Oysa ona bir fırsat verdiğimizde nasıl bir yetenek ile karşı karşıya olduğumuzu görebiliriz.

Red, gerçek bir şampiyon. Olimpiyat şampiyonu. Akredite olmuşbir yetenek. Şirketimizi bir sonraki hedefe ulaştıracak hatta bizi şaşırtacak derecede işler çıkartacak yeteneğe sahip. Tıpkı ABD’yi şaşırttığı gibi.  İşin başındayken tutkusunu ve yeteneğini görmemek imkansız. Onu tanımak için zaman ayırmalıyız. Fırsat vermeliyiz. Sadece ona değil, kendimize de bir fırsat vermeliyiz.

Red gibi şampiyonları fark etmeye, onlarla çalışmaya hatta şampiyonlar yetiştirmeye hazır olun.

 

Genel

Girişimcinin sahip olduğu en önemli özellik

 

Son yıllarda yüzlerce girişimci ve girişimci adayı ile tanışma imkanım oldu. Başarılı olan girişimcilerin karakter özelliklerini, ortak yönlerini anlamaya çalıştım. Doğru iş, doğru ortak, doğru zaman, paternleri görebilmek, ilk çalışanları doğru seçmek, hızlı davranmak, büyüme kanallarını doğru seçmek, fırsatçı olmak, dikkat çekmemek, soru sormayı bilmek, dinlemeyi bilmek. Bunları ilk bakışta dikkatimi çeken özellikler arasında sayabilirim. Bunların her birini yapmak zor değil. Ancak hepsini neredeyse kusursuz bir şekilde aynı zamanda yapabilmeyi becermek zor. İşte girişimin hikayesini, bu noktaları nasıl birleştirdiğini,  arka arkaya nasıl hayata geçirdiğini anlayabildiğinizde saygı duymaya başlıyorsunuz. Anlayamadığınız da ise “şanslı adamlarmış” diyerek konuyu adlandırıyoruz.

Bir girişimin başarılı olabilmesi gerçekten büyük bir şans gerektiriyor, iyi bir girişimci ise işini şansa bırakmıyor. Denemekten vazgeçmiyor. Aslında sürekli denemek, şansına fazladan bir fırsat vermek değil midir? Hangi yaptığımız iş ilk denemede tam ve güzel oluyor? Bunu bilen girişimci sürekli deniyor, değiştiriyor ve tekrar deneyerek şansını artırıyor. Ta ki birisi ona dur deyinceye kadar denemeyi bırakmıyor. Bazen ortağı, bazen ailesi, bazen sağlığı veya yatırımcısı dur diyor. İşte o zamana kadar pes etmiyor.

Dinlemeyi biliyor, satış yapmak için gittiği müşterinin başka isteklerini dinlemeyi ihmal etmiyor. Paternleri yani örüntüleri görmeye, problemi anlamaya çalışıyor. Gerekirse iş modelini hızla değiştiriyor. İlk fikrimde yanılmışın demekten gocunmuyor.  Yalnız kalmaktan korkmuyor, korksa da başarma inancı bu korkudan daha büyük oluyor.

Başarılı girişimci, geçmişte verdiği emeğin ve ileride sahip olacağının değerini iyi  biliyor. Bugünü asla ucuza satmıyor. Buna en iyi örnek facebook ve yemeksepeti verilebilir. Zuckerberg, facebook için verilen teklifleri sırasıyla reddediyor. İlk teklif 10 milyon dolar ve son teklif 1 milyar dolardı. Yemeksepeti’nin de ilk kurulduğu dönemde bir holdingten aldığı ortaklık teklifini kabul etmediği bilinir. Hızlı ve doğru karar verebilmek, hayır demeyi bilmek bir girişimci ruha sahip kişilerin sahip olması gereken özelliklerinden bazıları.

Sizce bir girişimcinin başarılı olmak için sahip olması gereken en büyük özellik nedir?

Dijital / Genel

Türümüzün son örneğiyiz

 

Prof. Harari’ye göre türümüzün son örneği olarak yok olacağız. Bizden sonra gelecek insan türü, biz hayvanlara nasıl davrandıysak bize öyle davranacak. Bu değişim bir kaç on yılda olacak. Onların insafına kaldık.

Davos Ekonomi Forumu’nda gelecekle ilgili öngörülerini paylaşan Harari, kitabında bahsettiği konuların devamı niteliğinde konuştu. Bilgisayarların ve telefonların hacklenmesi gibi insan beyininin hackleneceğinden bahsetti. Bilginin önemine dikkat çekti. Geçmişte toprağa sahip olan kesim tüm insalığı yönlendiriyordu. Sonra sanayiye sahip olan ülkeler, bölgeler insanlığa yön verdi. Şimdi sıra bilgiye sahip olmada. Buraya kadar yeni bir şey yok. Ancak bu bilginin az sayıda insanın elinde olacağına ve dijital bir diktatörlükten bahsetmesi dikkat çekici. Amazon, Apple, Facebook ve Google kendi bilgi ekosistemlerini kuran ve sürekli büyüyen şirketler, bu olağan şüpheli 4’lünün Harari’nin bahsettiği dijital diktatörler olacağı açık.

Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu? 

Google’ın sahip olduğu veriden bahsederken bizi bizden daha iyi tanıdığı söylenir. Ailemizle ve yakın arkadaşlarımızda paylaşmadığımız hangi bilgilere sahip? bugün yaptığınız Google aramalarını düşünün, paylaştığınız lokasyon bilgisi, takip ettiğiniz sosyal medya hesapları, bunları birleştirince şu an nasıl bir ruh halinde olduğunuzu ve gelecekteki tercihleriniz hakkında çok ipucu vermiş oluyorsunuz. Esasen Google bir medya şirketi olarak bu verileri kullanıp, reklam geliri elde ediyor. Şimdi ise bu sadece ticari ve reklam amaçlı değil başka amaçlarla da kullanılabilir hale geliyor. İşte bilgiye sahip olan şirketler, bir avantaja çevirme fırsatını bulduğu an bu verileri kullanmaya başlayacaktır. Konu artık ülkeler meselesi değil,  şirketler ve teknoloji merkezlerinin odaklanması meselesidir. Teknolojiyi üretenler, bilgiye birinci elden ulaşanlar ve sadece kullananlar olarak sınıflandırılacağız. Harari’nin bahsettiği türlerin değişimi bu ayırımdan aşlayacak.

İnsan beynini hackleme nedir?

İnsanların bilgiye sahip olan kaynaklarca hackleneceği üzerine düşünmekte yarar var. İnsanın beyni nasıl hacklenir? Bir bilgisayar nasıl eklenirse benzer bir yaklaşımla başlanır. İnsan, tahmin edilebilir hatalar yapar ve zaafiyetleri kullanılarak kandırılabilir. Telefon dolandırıcılığı, sosyal mühendislik, algı yönetimi, oltalama bunlara güncel örneklerdir. Bu aslında yeni bir yöntem değil, uzun zamandır askeri birliklerce savaşlarda kullanılan bir yöntemdir. Karşıdaki düşmanın psikolojisini bozmak için kendi ordusunu sayıca üstün göstermek için çeşitli yönlemler kullanılırdı. Propaganda yapmak için söylenti yaymak gibi sosyal teknikler de kullanıldı. Sonraki dönemde PR diye adlandırdığımız halka ilişkiler uzmanlık dalı bu disiplinden ortaya çıkmış bir meslektir. Hatta reklam ve pazarlama da insanların bir ürünü beğenmesi için iletişimin gücünü kullanarak o ürünün, taze, lezzetli, kaliteli, yeni, tercih edilen, mutlu eden, en iyi olduğunun düşünülmesini sağlamaya ve satışları artırmaya çalışır. Şimdi bahsedilen insan hackleme ise bu yanıltma tekniğinin kitlelere yönelik değil, bireye özel yapılmasıdır. Sadece ticari amaçla değil, bireyleri ayrı ayrı ve kitleleri yönlendirme amaçlı kullanılmasıdır.

Bu tehlike midir, fırsat mıdır?

Bilgiyi bu şekilde toplama, işleme ve iş modeline çevirme gücü ancak ülke politikaları ile yönlendirilebilir. Bu yeni soft power’ın (kaba kuvvet yerine yumuşak gücün) farkında olan ülkeler var. ABD, Çin, İsrail gibi ülkeler tüm dünyadaki verileri işlemeye aday ülkeler. Diğer tarafta bu yeni gücün farkında olan ancak korumacı bir tercihle yerel teknolojiler üreterek en azından kendi halkının verilerini olağan şüpheli 4’lüye karşı koruyan ülkeler de var. Dünyanın geri kalanı ise değişimden habersiz 3. sanayi devriminin ürünlerini kullanarak oyalanmaktadır.

Harari’nin tahminleri ne kadarı doğru çıkacak bilemeyiz ancak insanları yalan haber ve hacklenmeye karşı bilinçlendirme çabası takdir edilmeli. Birey olarak beynimizi hackelenmeden korumak için kurumlardan ve ülkelerden çözüm beklemeden kendi akıllı korunma tekniklerimizi geliştirmeliyiz. Beynimize bir yargıya varmadan düşünmeyi öğretmeliyiz. Belki de bu şekilde kendi aklına hükmedebilen yeni bir türün oluşmasını bizler başlatmış olacağız.

Dijital

İnsana güvenen iş modelleri ve kripto para

 

Dijital ekonomi diye adlandırdığımız teknolojiyi sonuna kadar kullanan yeni iş modellerinin en temel özelliğinden biri insana güvenmesi. Bunu ilk kez 2000 yılında Amazon’dan sipariş verdiğimde yaşamıştım. Sipariş ettiğim iki kitap elime ulaşmayınca müşteri hizmetlerine e-posta göndermiştim. Gelen yanıtta kitapları tekrar gönderdiklerini söylemişlerdi, sonra birer hafta arayla kitaplar elime ulaşmış, fazladan gelenleri geri göndermek istediğimde sizde kalsın demişlerdi. O günden sonra Amazonda markası aklımda beni tanımasa dahi bana güvenen bir marka olarak yazılı kaldı.

Müşteri haklıdır, iyi niyetlidir, dürüsttür.

 

Bugün uber, bitaksi, gittigidiyor, n11 gibi yeni nesil tüm bu şirketlerin iş modelinin temelinde alıcıya güvenmeleri yatıyor.  Taksi sürücüsü sizi uzun yoldan mı dolaştırdı, fazladan bavul taşıdığını söyleyip ek ücret mi tahsil etti, çağırdığınız taksiyi son dakikada iptal mi ettiniz, fark etmez. Siz haklısınız, paranız ya iade edilir ya da hesabınıza bir sonraki yolculukta kullanmanız için yüklenir. İşte bu! Güç şirketlerden kullanıcılara geçti.

Derken… şimdi kripto paralar ile bunun farklı bir versiyonunu yaşıyoruz. İnsanlar kripto paraları gözü kapalı satın alıyorlar.  Bu sefer alıcılar satıcılara koşulsuzca güvenmeyi seçti. Kripto  para üreten insanlar iyi insanlardır. Arkadaşları ile biraraya gelmişler, bir white-paper yazmışlar, geleceğin Amazon’u, Facebook’unu kuruyorlar ve bizi ortak olmaya çağırıyorlar. Bunlar iyi insanlar,  paramı nereye gittiğini bilmesem de gönderirim, yatırım yaparım, karşılığında ne olduğunu anlamadığım coinlerimi bana gönderiyorlar. Göndermeseler de giriş yaptığımda görebileceğim bir site yapmışlar. Bu hikayenin içinde olmak istiyorum…. Bu düşünceyi satın alanlar kripto paralara hücum ediyorlar. İnsana güvenmek karşılığında büyük bir kazanç elde edip geleceği kuranlar arasında olmanın manevi tatminini yaşayacaklar. Belki de tanımadığı insanlara güvenip dünyanın en büyük sosyal müdendislik vakasının içinde mağdur olacaklar.  Sizce bu iki olasılıktan başka bir yol var mı?

Dijital

Dijitalleşmeyi anlamak ve uygulamak

 

Dijitalleşme moda mı oldu?

Her sektör tarafından sahiplenilen bir kelime: Dijitalleşme. Bir anlamda çağı yakalama projesi. Son 10 yılda iş hayatında olanlar şu terimlerin popüler olduğu zamanı hatırlar; toplam kalite, inovasyon, çevik şirket, süreç otomasyonu, müşteri deneyimi. Bu terimleri kullanmadan bir cümle kuruyorsanız geri kalmış sayılırdınız. Şimdi de dijitalleşme bunların yerini aldı, yakında yerine bir yenisi gelir ve dijitalleşme kitap isimlerinde kalır, unutulur.

Dijitalleşmeyi anlayan ve anlamayan 

Bu tez doğru değil. Bu sefer farklı. Çünkü dijitalleşme adı altında anlatılmak istenen bunların çok ötesinde. Benim anladığım gerçek dünya ile, elektronik dünyayı birleştiren, sosyal etkileşim ile anlık içgörü ölçmeyi bulmayı sağlayan, ürün ile kullanıcıyı aracısız biraraya getiren çözüm dijital bir çözüm. En büyük özelliği ise katma değeri olmayan aracıları aradan çıkartması. Hem de bunu acımasızca yapıyor. İsterseniz güçlü bir poziyonda yıllardır operasyon yürüten bir şirket olun, isterseniz köşeyi kapmış bir kanal sahibi olun. Sizi es geçerek müşterinize aynı hizmeti daha ucuza, daha hızlı ulaştıran bir kısayol bulan hemen her girişim sizi yerinizden edebilir.

Continue reading

Tasarım

Font büyüklüğüne dikkat

 

Font büyüklüğü okuma hızımızı etkiliyor. Büyük font ve hepsi büyük harf olan metinleri daha yavaş okuyoruz. Küçük font hatta ilk harfi küçük olan cümleler daha hızlı okunuyor. PC kullanırken büyük ekranlardan okuyoruz. Telefonda ise daha dar ve dikey bir ekran söz konusu. Font büyüklüğü ve boş alan kullanımı sayfada kalma, okuma, okuduğumu anlama için önemli. Ürün tasarlarken, içerik oluştururken bu içeriği kim tüketecek ve hangi büyüklükte bir ekranda okunacağını düşünmek gerekli. Yani mecra ve hedef kitleye göre bu seçimi yapmalı.

 

İnterneti artık sadece gençler kullanmıyor, orta ve üst yaş grubu artık daha fazla internette ve özellikle facebookta vakit harcıyor. Yaş arttıkça göz sağlığı bozuluyor ve gözlük kullanımı artıyor. TÜİK verilerine göre her 100 kişiden 34‘ü gözlük veya lens kullanıcısı. Gençlerde bu oran daha düşük olsa gerek, veya gelişim çağı olduğu ve sürekli kullanılmadığı için istatistiklere sadece 15 yaş ve üzeri dahil edilmiş. Fontun tipini ve büyüklüğünü seçerken bu 34 kişiyi de dikkate almalı. Okumayı yavaşlatmayacak küçüklükte, gözleri yormayan büyüklükte font seçilmeli.

Dijital / Tasarım

Merdiven çıkamayan robottan savaşan robotlara

 

Bundan bir kaç yıl önce robotlar hakkında bir belgesel izlediğimi hatırlıyorum, “robotlar insanların yaptığı herşeyi yapacak sadece merdiven çıkamayacaklar çünkü yürümek kolay ama merdiven çıkmak sadece insanların dengesini dinamik hesaplayıp doğaçlama yapabileceği bir hareket” diyordu. Merdivenden düşen robot görüntüleri ekrana geliyordu. Köprünün altından çok sular aktı.

 

Uluslararası robot derneği (IFR) robotları üretim ve hizmet sektöründe kullanımına göre raporluyor. 2015 yılında dünya genelinde 253 bin endüstriyel robot ve 41 bin hizmet robotu satılmış. En büyük alıcı ülkeler Çin, ABD, Japonya, G. Kore ve Almanya. Çin en büyü kalıcı ve yakında tüm robotların yarısına sahip olacak. Robotların hangi sektörlerde kullanıldığına IFR sitesinden ulaşmak mümkün.

Robotlar artık sadece üretim ve hizmet sektöründe kullanılmıyor. Savunma sanayinde de kullanılmaya başlandı. Savaşan robotlar artık bilim kurgu kitaplarında değil, ordularda yerlerini almaya başlayacak. IFR bu kategoriyi de raporluyor, şimdiden en çok üretilen kategoriler arasında ikinci sıraya geldi. Birinci sektör lojistik. Verileri yakından izlemekte yarar var.

 

 

Dijital

Dijitalleş(me)

 

Dijitalleşme hem bireyler hem de şirketler için çok popüler bir konu haline geldi. Önce her sektörün başına e- koyduk. Cep telefonları akıllanınca e- eskidi ve her sektörün başına m- koyduk. Baktık ki teknoloji sadece kullanım kanalını değiştirmiyor, davranışı ve deneyimi de değiştiriyor. Dijitalleşme diyerek daha kapsayıcı bir tanım kullanmaya başladık. Bu akım popüler olmayıp uzun süre kalıcı olacak gibi görünüyor. Teknoloji kelimesini sadece mühendiler sahiplenmişti, dijital ise reklamcı, doktor, pazarlamacı, bankacı her mesleğin anlayacağı bir hale geldi.

Bu kadar ileriye giden teknoloji yıllardır kullandığımız gözümüzün önünde duran, günlük yaşamımızı etkileyen bazı sektörlere hiç etki yapamıyor. Beslenme, uyku düzeni, göz ve diş sağlığı, ayak sağlığı gibi konularda neredeyse hiç başarılı girişim yok. Oysa bunlar insan olarak yaşam kalitemizi etkileyen en temel aktiviteler. İnsanların daha fazla ekrana baktığı düşünülürse gözlerimiz her gün daha da bozuluyor. Mesela göz sağlığı için her yıl hekime gidip gözlük numarası kontrolü yaptırmak zorundayız, bunun yerini alan bir gözlük veya monitör çıkmadı. Oysa okuma zorluğumuzdan, yavaşlığımızdan göz sorunumuz olup omadığını tespit etmek zor olmasa gerek.

Uyku düzeni ile ilgili kol saatleri var, uyku kalitesini, nabzı, uykuda hareket sayısına bakarak bir hesaplama yapıyor. Ancak bunlar da halka ulaşamadı. Beslenme üzerine sadece diyet yapan ve sporcuların öğün listelerini tutabildikleri uygulamalar var. Henüz tabağın fotoğrafını çekince içindeki yemeği, miktarını anlayıp kalori hesabı yapan, buna göre beslenme programını güncelleyen  bir uygulamada yok. Ayak sağlığı da çok önemli günümüüzn nasıl geçeceğini ayaklar belirliyor. Akıllı tabanlık, ayakkabı neden yaygınlaşmıyor?